• in

    Yılmaz Özdil’den çok sert bir yazı…Allahsız bunlar Allahsız…

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ilahiyat fakültesi öğretim üyesi Abdullah Akın diye bir herif, üniversitenin televizyon kanalına çıktı, “1924 yılında camiler kapatıldı, Çanakkale ve Bursa’da genelev olarak kullanılan camiler var” dedi.

    Çanakkale ve Bursa’da bu genelevlerin adresini bilen var mı?Çanakkale ve Bursa’da camiler genelev yapılsa, hem de Atatürk tarafından yapılsa, bunun gizli kalması, duyulmaması mümkün mü?

    Genelev olarak kullanılan camileri sadece bu ilahiyatçı herif bildiğine göre, insan merak ediyor haliyle… Bu sapıkça yalanın kaynağı ne?Eminim hiç şaşırmayacaksınız…Bu sapıkça yalanın kaynağı, kafasında fesle dolaşan tımarhanelik Kadir Mısıroğlu!

    2012 yılında Akp yandaşı televizyon kanalında “tarih sohbetleri” programına katıldı, tarihte ilk kez o gün, “İsmet paşa döneminde, Çanakkale’de bir cami kerhane yapılmıştır, Sebilürreşad koleksiyonuna baksınlar, fotoğrafı var” dedi.Yani, adıyla sanıyla “belgeli kaynak” gösterdi.“Fotoğrafı var” dedi.

    Sebilürreşad, haftalık bir dergiydi… 1908’de Mehmet Akif Ersoy’un kuruculuğunda “Sırat-ı Müstakim” adıyla çıkarıldı. 1912’de adını değiştirdi, “Sebilürreşad” oldu. 1966’da kapandı.

    Ama… 2016’da tekrar açıldı. Akp himayesinde açıldı. Yayın hayatına başlaması nedeniyle TBMM Kültür Evi’nde etkinlik düzenlendi. TBMM’de milletvekili odalarına dağıtıldı. Hatta, asrın liderimiz bu dergiye makale bile yazdı.

    Ayrıca… Akp’li Bağcılar belediyesi, Sebilürreşad dergisinin Mehmet Akif Ersoy dönemindeki eski sayılarını, günümüz Türkçesiyle kitaplaştırdı, sayı sayı, cilt cilt, eksiksiz bastırdı.

  • in

    YANDAŞLARA Kandilde ATATÜRK ŞOKU !

    Kadir Gecesi oruç tutar, Yasin okurduAtatürk’ün şimdiye kadar gün yüzüne çıkmayan notlarına göre güzel sesle okunan Kuran’ı dinlemeyi sever, Ramazan ayı ve kandil gecelerinde köşke saz ekibini sokmazdı. Çanakkale şehitleri için de özel mevlit okuturdu.

    Atatürk’ün aile ve manevi hayatıyla ilgili araştırmalarda bulunan Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Ali Güler, “Mustafa Kemal Atatürk’ün Manevi Dünyası” başlıklı yeni bir çalışmaya imza atmaya hazırlanıyor. Güler’in binlerce anı ve belgeyi tarayarak kaleme aldığı çalışmasında, Atatürk’ün dine bakışı ve manevi hayatıyla ilgili bugüne kadar bilinmeyen detaylar yer alıyor. Güler, çalışma için “İnsan Atatürk’ü, halkımıza doğru şekilde anlatmak, büyük kurtarıcının milletin değerleriyle barışık olduğunu, manevi dünyasında bazı kesimlerin iddia ettiği gibi dine karşı bir tutum içinde olmadığını ortaya koymak istedim” diyor.

    Yakında yayınlanacak çalışmanın detaylarını Milliyet’le paylaşan Güler; bazı çevrelerin Atatürk’ü dinsiz göstermeye çalıştığını belirterek; “Atatürk’e ait 19-14 Fihrist Numaralı Not Defteri’nde ‘10 Mart’ta Hafıza Kur’an okuttum, 15 Mart’ta Hafıza okuttuk, 20 Mart’ta Hafız Kur’an okudu’ ifadeleri yer almaktadır” dedi. İşte Güler’in çalışmasında Ata’nın manevi hayatı hakkında öne çıkan konular…

    ‘Yasin okurum’Yrd. Doç. Güler’in çalışmasında Atatürk’ün dikkatini en fazla çeken surelerin başında, Yasin Suresi geldiği, 22 Mayıs 1926’da Bursa Türk Ocağı’nı ziyaret eden Atatürk’ün ağzından şöyle aktarılıyor: Kur’an’da çok büyük hikmetler ve düsturlar vardır. Hele Yasin Suresi ne şahane yazılmıştır. Ben Kur’an okumak istediğimde çok defa Yasin Suresi’ni okurum.

    Kızına ezan okuttu.Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı’nda manevi kızlarında Nebile’ye sabah ezanı okutması Mithat Cemal Kuntay’ın anılarından şöyle aktarılıyor: Güneş doğarken çok müstesna bir hadise oldu. Gazi’nin manevi kızlarından Nebile Hanım, Gazi’nin işaretiyle sandalyenin üstüne çıktı. Sabah ezanı okumaya başladı. Bir aralık baktım Nebile Hanım’ın ses damlalarına yaş damlaları karışıyordu. Gazi ağlıyordu! O’nun İslâm geleneğinin aksine, bir kadına ezan okutması, bu konuda cinsiyet ayırımı yapmaması, Atatürk’ün alışılmışın dışında bir din yorumuna sahip olduğunun tipik işaretlerinden biriydi…

    ‘Şarkı değil ki seçesin’Florya Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde yaşanan ve Mahmut Baler’in ilginç anılardan biri ise şöyle: “Atatürk, güzel sesle okunan Kur’an dinlemeyi çok severdi. Hafız’dan uşak makamında Kur’an okumasını istedi. Hafız Yaşar: ‘Hangi sureyi emredersiniz?’ diye sordu. ‘Ne istersen onu oku’ dedi. Hafız okumaya başladı. Atatürk, ‘Dur, Hicaz makamına geç’ dedi. Hafız birden bire hicaz makamına geçemedi. ‘Hıı…hıı’ diye makamı biraz aradıktan sonra buldu ve okumaya devam etti. Sonra Atatürk bana: ‘Kur’an okur musun? diye sordu. Okurum dedim. ‘Buyurun, okuyun.’ Hafızamda olan bir sureyi okumaya başladım. Biraz sonra bana da: ‘Hicaz makamına geçin’ dedi. Musikiye olan alâkama dayanarak hiç duraklamadan hicaz makamına geçtim. Atatürk Hafıza dönerek: ‘Bak buraya! İşte zeka ile aptallığın mukayesesi! Sana Kur’an oku dedim. Hangi sureyi istersiniz, diye sordun. Bu şarkı değil ki, beğendiğimizi okuyalım; Allah’ın kelamı…dedi.

    ”Atatürk’e ait 19-14 Fihrist Numaralı not defteri.

    ‘Kadir Gecesi oruç tutardı’ Atatürk’ün Ramazan ayına verdiği önem ise kız kardeşi Makbule Hanım’ın şu şekilde anlatılıyor: “…Her Ramazanın bir günü ve ekseriyetle Kadir Gecesi bana iftara gelirdi. O gün imkan bulabilirse, oruç tutardı. İftar sofrasını eski tarzda isterdi. Oruçlu olduğu zaman iftara başlarken dua ederdi. Kur’an dinlemeyi sever, Kur’an yüksek sesle ancak makama aşina olanlar ve güzel sesliler okumalı derdi. Annemin ölümünden sonra ruhuna hatim okutmak istemiştim. Bu arzumu kendisine söylediğim zaman ‘bana, çok iyi edersin. Benim için de okut’ demişti.

    Ramazan’da saz yasağı.Dikkat çeken konulardan biri de Hafız Yaşar Okur’un Atatürk’ün Ramazan aylarındaki davranışlarıyla ilgili anıları: “..Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Ramazan gelir gelmez, ince saz heyeti Çankaya Köşkü’ne giremezdi. Kandil Geceleri saz çaldırmazdı. Sadece beni huzuruna çağırır, Kur’an-ı Kerim’den bazı Sureler okuturdu.

    Mevlana hayranıydı

    Yrd. Doç Ali Güler’e göre Atatürk’ün ailesinde önemli sayılabilecek düzeyde bir “Mevlevilik” geleneği vardı. Nitekim Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu çıktığı zaman Atatürk ‘Mevlâna Dergâhı’nın müze yapılması fikrini ortaya atmıştı. Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar, halkın buraya akın edeceği endişesini dile getirince Atatürk, ‘İyi ya! Ben de onu istiyorum. Mevlâna’yı her ziyaret edeni irticanın kucağından kurtarır, inkılâba ve vicdan hürriyetinin safına kazanırız’ demiştir.Atatürk, Çankaya’da dil çalışmalarına katılan Konya Mevlevi Dergâhı eski postnişinlerinden Veled Çelebi İzbudak’a ‘Araplar Mevlana’yı kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik etmişlerdir. Mevlevilik tamamen Türk geleneklerinin Müslümanlığa nüfuz örneğidir. Dönerek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir’ demiştir.”

    Cebinde mercekli Kuran taşırdı

    Yrd. Doç Güler, Atatürk’ün cebinde taşıdığı mercekli Kur’an-ı Kerim’in detayları hakkında şu bilgileri veriyor: Atatürk’ün üzerinde, göğsünün üzerindeki cebinde küçük bir Kur’anı Kerim taşıdığını biliyoruz. Daha sonra Manevi Kızı Rukiye Erkin’e hediye ettiği bu Kur’anı Kerim; 1980 yılında Rukiye Erkin tarafından Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi’ne bağışlanmıştır. Ön tarafında bir mercek bulunan gümüş mahfaza içindeki Küçük Kur’anı Kerim, 3.5 cm. uzunluğunda, 2.8 cm. genişliğinde, 1 cm. yüksekliğindedir. Kur’an’ın kapağı yaldız süslüdür. Gümüşten yapılmış mahfazası üzerinde bezemeler vardır. Gümüş kutunun içindeyken bile hangi sayfası açıksa gümüş kapaktaki mercek yardımıyla rahatlıkla okunabilmektedir.

    Kuran okunurken ağlardı

    Prof. Dr.Ethem Atnur (Tarihçi)
    “Hafız Yaşar’ın özel el yazımı anılarında Atatürk’ün Kur’an okunurken birçok kereler ağladığı yazılıdır. Gazi, her yıl Çanakkale Savaşları’nın yıldönümünde hafızlarını şehitliğe göndererek Kur’an okutuyordu. Annesi Zübeyde Hanım, koyu denecek kadar dindar bir kadın ve aynı zamanda hafızdı. Böyle bir aile içinde Yasin okumayı öğrendi. Mustafa Kemal Paşa, İslam coğrafyasındaki en önemli Kur’an tefsirini Elmalılı’ya yaptıran kişidir. Fahrettin Altay Paşa, Atatürk’ün ölüm anında Kelime-i Şehadet getirdiğini söylüyor. Şunu çok net biliyoruz ki; Atatürk, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi dinsiz değildi. Laikliği savunması, içki içmesi, çağdaşlığı rehber edinmesi onu dinsiz kılmaz. Gazi için hilafet yanlısı veya 5 vakit namazında olan dindar biri de diyemeyiz. Allah inancını içinde yaşayan, reklam yapmayan bir liderdi.”

    Çanakkale şehitleri için özel mevlit

    Sinan Meydan (Tarihçi-Atatürk Araştırmacısı)
    “Atatürk’ün Yasin okuduğu, Çanakkale Şehitleri için özel olarak her yıl mevlit okuttuğu, özellikle hafızlara Ramazan aylarında dualar okuttuğu tarihi vesikalarda yer almaktadır. 60-70 yıldır maalesef bunun tersine propaganda yapılmaya çalışılmış bazı kesimler tarafından Atatürk dinsiz, din düşmanı gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Atatürk’ün not defterlerinde ve hafızının notlarında bunlar yazılıdır. Manevi kızlarından Nebile Hanım’ın Ata’ya özel olarak ezan okuduğu da tarihi kaynaklarda mevcuttur. Ancak sofu, dindar değildir. Allah inancı ve Müslüman olduğu açıktır.”

  • in

    Binlerce Çalışana Müjde 1083 TL Destek Geliyor

    Binlerce Çalışana Müjde 1083 TL Destek Geliyor.Milyonlarca kamu çalışanını ilgilendiren ikramiye haberi geldi. Başkan Erdoğan’ın kararıyla kamu işçilerine ilave tediye (ikramiye) ödemeleri 7 Aralık’ta yapılacak.

    Haberimizin devamı ve ekonomi haberlerini yakından takip etmek için bizden ayrılmayınız..Binlerce Çalışana Müjde 1083 TL Destek Geliyor.Milyonlarca kamu çalışanını ilgilendiren ikramiye haberi geldi. Başkan Erdoğan’ın kararıyla kamu işçilerine ilave tediye (ikramiye) ödemeleri 7 Aralık’ta yapılacak.

    Kamuda çalışan milyonlarca kişiyi ilgilendiren ikramiye (tediye) haberi geldi. 1 yıl içinde 365 gün çalışan işçilere 52 günlük tediye ödeniyor. 26 günlük tediye ödemeleri yapıldı. İlave 26 günlük tediyenin ise Cumhurbaşkanı kararıyla ödenmesi kararlaştırıldı.

    Cumhurbaşkanı kararı doğrultusunda 13 günlük tediye 17 Ağustos’ta ödendi. 7 Aralık’ta da 13 günlük tediye yatırılacak. 2 bin 500 lira brüt ücreti olan işçiye 13 günlük tediye olarak yüzde 15 vergi diliminde bin 83 lira ödenecek.(Takvim)

  • in

    Atatürk’e Hakarete Suç Duyurusu !

    Kocaeli’nin Başiskele ilçesinde yaşayan iş insanı Mehmet Avcı, Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ve Atatürk’e hakaret eden kişiler hakkında Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    Başiskele’de yaşayan Mehmet Avcı, tedavisinin ardından taburcu olan Kadir Mısıroğlu’na ‘geçmiş olsun’ ziyaretinde bulunan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Kadir Mısırlıoğlu, Atatürk’e hakaret eden Safiye İnci ve Emine Şahin hakkında ‘Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanuna muhalefet’ suçlamasıyla Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na şuç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

    Adliye çıkışı açıklama yapan Mehmet Avcı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Atatürk tarafından kurulan bir kuruluş olduğunu belirterek, şunları söyledi:

    “Sayın Ali Erbaş bunları unuttu, resmi kıyafetle mesai saatleri içerisinde gidip Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etti. Bu cuma günü Kadir Mısıroğlu, bu ziyaretle ilgili bir açıklama yaptı dedi ki ‘Hiçbir icraatı Müslümanların lehine olmayan Atatürk’ ve devam etti ‘Bir Müslüman Atatürk’ü seviyorsa ya ahmaktır ya da sahtekardır’ dedi. Şimdi ben buradan Diyanet İşleri Başkanı’na sesleniyorum. Sayın Atatürk’e bu şekilde seslenen bir insanı ziyaret ettiniz vicdanınız rahat mı? Maaşı devletten alıyorsunuz, Kadir beyden almıyorsunuz vicdanınız rahat mı? Atatürk’e hakaret eden bir insana neden gidiyorsunuz içiniz rahat mı? Ve oturduğunuz koltuğu kuran cemaat ve tarikatlara kaptırmamak için sizler gibi insanları orada bulunduran Atatürk değil miydi, içiniz rahat mı? Ben de bu konuyu aldım cuma günü 1 saat 45 dakika süren bir maratonla Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Atatürk’e hakaret eden başta Ali Erbaş, Kadir Mısıroğlu, Safiye İnci, Emine Şahin ve internette Atatürk’e hakaret eden kişileri savcılığa suç duyurusunda bulundum. 5 kişi hakkında suç duyurusunda bulundum.”

    Mehmet Avcı önümüzdeki günlerde televizyonlarda Atatürk’e hakaret edenler hakkında da suç duyurusunda bulunacağını ifade ederek, “Bütün Türkçü ve Atatürkçü arkadaşlarıma buradan sesleniyorum; cesaretleriniz bu aralar kırgındı artık ben bir yola çıktım, özellikle yurtdışındaki Türkçü ve Atatürkçü arkadaşlarım maddi ve manevi destek verdiler. Bu desteklerle yola çıktım. Atatürk’ü korumak bizim vatan görevimizdir, vatan bekçiliğimizdir. Bundan sonra buradan herkese rica ederek sesleniyorum Atatürk’e, ölmüş olan bir insana hakaret etmeyin, böyle bir şeye gerek yok ve dini konulara da sığınmayın” diye konuştu.

  • in

    İddia ağır düştü!.. ‘AKP SALLANIYOR’

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti Genel Merkezi girişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    ‘EL ALTINDAN GÖRÜŞÜYORLAR’

    Akşener, “AK Parti ile HDP arasında el altından, masanın altından ve yarın Dolmabahçe Sarayı’na ulaşabilecek görüşmelerin yapıldığını biliyorum” diye konuştu. Akşener “AK Parti ile HDP arasında el altından, masanın altından ve yarın Dolmabahçe Sarayı’na ulaşabilecek görüşmelerin yapıldığını biliyorum ve bunu kamuoyuyla paylaştım” diyerek şunları ifade etti: ‘MEGRİ MEGRİYİ UNUTMADIK’

    “Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın münakaşa demesi bunu değiştirmez. ‘Megri Megri’ türküsünü söylediklerini ne çabuk unuttuk ? 29 Ekim’de bütün silahları ile davul zurna eşliğinde peşmergelerin Türkiye’den geçişini ne çabuk unuttuk ? Dolmabahçe’deki o fotoğrafı ne çabuk unuttuk ?

    ‘AKP HDP İTTİFAKI İSTANBUL’DA BAŞLADI’

    “Dolayısıyla dün ‘Çözüm Süreci’ konusunda ‘ne kadar iyi bir iştir’ diyenlerin, Türkiye’yi hendeğe itenlerin ve Türk askerinin, polisinin, Türkiye Cumhuriyeti’ni kanı pahasına hendekten çıkarıp geldiğini ne çabuk unuttuk ? Sayın Kalın ve AK Parti unutmuş olabilir ama biz unutmadık ve tarih tekerrürden ibarettir derlerdi eskiden. Bu tarih tekerrürü yeniden ve özellikle İstanbul için başlamıştır. Hepiniz buna şahitlik edeceksiniz.”

    Kaynak: Sözcü

  • in

    İmam’ın Akp’yi eleştirdiği mektubu sosyal medyayı salladı…

    Mutlaka okuyun…

    AKP’nin Türkiye genelinde iki türlü destekçisi ve seçmeni var. Birinci tip, AKP’den nemalanan (rant ve gelir elde eden) ve zenginliğini bu partiye borçlu olan bir kitle.Bu kitlenin sayısı çok olmamakla birlikte büyük bir kısmı medya patronları, iş adamları ve çeşitli alanlarda faaliyet gösteren müteahhitler ve büyük patronlardan oluşuyor.

    Bunlar stabil bir taban değil, güce tapan insanlar. Kim güçlü ise ona yanaşıp hizmetini görenler. Yarın seçim yapılsın, iktidara gelecek bir başka partinin hizmetkârı olurlar. Bunları siz mutlaka benden daha iyi biliyorsunuz. Ancak benim ilgi alanım ve sosyolojik olarak asıl üzerinde durulması gereken kitle ikinci kitledir.

    AKP seçmeninin büyük bir çoğunluğu saf ve cahil (kötü anlamda değil bilgisiz anlamında) Anadolu insanından oluşuyor. Bunlar sosyal hayatta ve özellikle din anlamında bilinçli olarak cahil bırakılan insanlardır.

    Yaşadıkları geleneği İslam dini zannedip buna sıkı sıkıya sarılan, bu doğrultuda çeşitli hocalar ve iktidar medyası tarafından da desteklenen bu kesimler, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünü ve geleceği konusunda hatırı sayılır bir şekilde söz sahibi durumdadır.

    Oysa İslam dini demek Kur’an-ı Kerim demektir, Kur’an dışındaki İslam zannedilen sözde inanışlar zaman içerisinde uydurulmuştur.AKP hükümetinin de bu olguyu kendisini iktidarda tutmak için kullandığı bir gerçektir. Zira Kur’an-ı Kerim’i okuyup İslamı Kur’an’dan öğrenen toplumun Bakara Suresi 188. ayeti gereğince adam kayırmaya, rüşvet ve yolsuzluğa sessiz kalması asla düşünülemez.

    Aynı şekilde İslam’ı Kur’an’dan öğrenmiş olanların, Maide-8 ayeti gereğince bir topluluğa olan kinin adaletin önüne geçmesine müsaade etmesi söz konusu bile olamaz.İnsanların Kur’an’ı okuyup Kur’an’daki İslam’ı öğrenmesi, çeşitli hocaların saçma fetvaları doğrultusunda işte bu yüzden engelleniyor. İşte bu yüzdendir ki, son zamanlarda saçmalığa varacak şekilde fetvalar veriliyor ve ‘Dinimizin kuralıdır’ diye insanlara yutturulmak isteniyor.

    Mustafa Kemal Atatürk’ün laik cumhuriyetine sahip çıkan cumhuriyet bireyleri olarak Mustafa Kemal’in Kur’an’ı Türkçeye çevirtip halkın İslam dinini doğrudan doğruya orijinalinden öğrenme hareketi gibi, biz cumhuriyetçiler de halkımıza İslam’ı anlatmalıyız.

    Tarih boyunca maruz kalmış olduğumuz yobaz din tüccarlarının müdahaleleri ve yanlış yaklaşımları dolayısıyla, bazı cumhuriyetçi aydın kişilerin İslam dininden uzaklaştığı doğrudur.Ancak İslam’ın gerçekte ne söylediğini ve nasıl bir toplum oluşturmaya çalıştığını doğrudan İslam dininin ve bütün dinlerin sahibi Allah’ın sözlerinden öğrenip eğitimsiz halka (Cumhuriyet karşıtlarına) anlatmalıyız.

    İslam konusu bu ülkede netliğe kavuşturulmadığı sürece bir AKP gider, onun yerine daha nice AKP’ler gelir!Bu din sömürüsünün ve din ticaretinin önü mutlaka Kur’an’ı öğretmek yoluyla kesilmek zorundadır. En içten saygılarımla.”

  • in

    Emekli Maaşına Ne Kadar Zam Yapıldı?

    Tüm emeklilerin gözü ocak zammında. 2018’in ikinci 6 aylık döneminde gerçekleşecek enflasyon, zam oranında belirleyici olacak. Bu oran, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin zam oranını gösterirken, memur emeklilerinin de alacağı enflasyon farkını ortaya koyacak. Toplu sözleşmede, memur emeklilerinin ocak zammı yüzde 4 olarak belirlenmiş, ayrıca 2018’in ikinci yarısında enflasyonun yüzde 3.5’i aşması halinde fark verileceği karara bağlanmıştı.

    Temmuz- ekim enflasyonu yüzde 12.26 çıktı, memur emeklilerine yüzde 8.76 fark oluştu. Halen en düşük memur emeklisi aylığı 2 bin 149 lira 87 kuruş. Bu maaş 4 ayda oluşan yüzde 12.76’lık artışa göre, 2 bin 429 lira 19 kuruş oluyor. Yani en düşük maaşta 280 lira 32 kuruşluk artış görünüyor.

    YÜZDE 13.62’YE ÇIKABİLİR

    Enflasyon tahminleri de zam oranının ipuçlarını veriyor. 2019 yılı programına göre, 2018’in ikinci 6 aylık döneminde enflasyon yüzde 10.65 olacak. Bu durumda memur emeklilerinin ocak zammı, yüzde 7.15 enflasyon farkıyla yüzde 11.15 olacak. Merkez Bankası’nın enflasyon tahmini ise 2018’in ikinci 6 aylık enflasyonun yüzde 13.12 olabileceği yönünde. Bu tahmine göre ise memur emeklilerinin ocak zammı yüzde 13.62’ye ulaşabilecek.

    4 FARKLI HESAP

    – Dört aylık enflasyona göre: % 8.76 fark + % 4 zam

    – 2019 programındaki yüzde 10.65’lik enflasyon tahminine göre: % 7.15 fark + % 4 zam

    – Merkez Bankası’nın yüzde 13.12’lik enflasyon tahminine göre: % 9.62 fark + % 4 zam

    – Beklenti anketindeki yüzde 13.78’lik enflasyon tahminine göre: % 10.28 fark + % 4 zam.

  • in

    Poşet’ten Neler Çıktı Neler!

    Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre Çevre Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM’ye sunuldu. Düzenleme yasalaşırsa Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu alınmayan projelere, isim değiştirerek “ÇED olumlu raporu” başlığıyla verilecek. AKP’li milletvekillerinin imzasıyla sunulan Torba Kanun Teklifi, kamuoyunda “plastik poşetlerin ücretli olması” şeklinde algılandı.

    Ancak teklifte doğa talanına yol açacak düzenlemeler de yer aldı. Teklif ile “ÇED gerekli değildir” raporu bundan sonra “ÇED olumlu” raporu şeklinde hazırlanacak. AKP’li milletvekilleri, düzenleme gerekçesi olarak, “Kamuoyunda oluşan algıyı düzeltmeyi” gösterdi. Ancak düzenlemenin, “ÇED gerekli değildir” kararına yapılan itirazların ardından yargı kararı ile hazırlanan ÇED raporlarının önünü kesme amaçlı olduğu öğrenildi. Tasarıda, Karayolları Trafik Kanunu’nda da değişikliğe gidiliyor. Teklif yasalaşırsa bundan böyle yaban hayatı koruma alanlarında önceden izin verilmeyen yapılar, köprüler, yollar inşa edilebilecek. Deniz ve göllere santral Kıyı Kanunu’nda da “deniz sularını kirletecek” düzenlemeler içeriyor.

    Buna göre, deniz sularını milyonlarca ton atıkla doldurabilecek projelere onay verilebilecek. Deniz ve göllerin üzerine de enerji üretim santralları yapılabilecek. Torba teklifi değerlendiren avukat Mehmet Horuş, “Bu kadar büyük kirlilik poşete sığmaz” dedi. Düzenlemenin geri dönüşü olmayan tahribatlara neden olacağını ifade eden Horuş, “ÇED raporu alınmayan projelere ilişkin bir algı oluşturuluyor. İsim değişikliği yaparak sanki ÇED için gerekli incelemeler yapılmış gibi bir izlenim yaratılması amaçlanıyor.

    Türkiye’de mevcut ÇED raporları zaten çok kötü hazırlanıyordu. Şimdi bir de böyle bir kavram kargaşası ile ÇED süreci iyice çürütülüyor. Kamuoyu yanıltılıyor” ifadelerini kullandı. Yaban hayatı koruma alanlarına inşa edilecek yapılara ilişkin düzenlemeye ilişkin de Horuş, “Bu alanlara çivi bile çakılmaması gerekirken şimdi yol geçirmeyi planlıyorlar.

    Bu düzenleme, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na da açıkça aykırı” dedi. Kıyı Kanunu’nda yapılması planlanan düzenlemeyi de eleştiren Horuş, “Kıyılarımızı ve denizlerimizi enerji sektörünün kullanımına açacaklar. Türkiye’de enerji üretiminde ciddi bir arz fazlalığı varken sularımızın bu sektörün kirliliğine teslim edilmesi kabul edilemez. Kıyı Kanunu’nda düzenleme yapılması yetmez. Uluslararası anlaşmalara da aykırı” şeklinde konuştu.

    haberyüzdeyüz

  • in

    Nihat Genç: Amerikan çöplüğündeki dansözler

    İşte o yazı;

    BİR

    Son yazımızda İktidarın tarihçi danışmanlarına Tayyib Bey’in Osmanlı’nın Parçalanma törenlerinde ne işi vardı diye sormuştuk.

    Murat Bardakçı şöyle bir açıklama getirmiş: Avrupa Devletleri yüz yıl aradan sonra Türkiye’nin değerini anladı ve ‘anma’ törenlerine nihayet Tayyip Bey’i çağırdılar.Dansöz gibi kıvırma buna denir.Millet de enayi, yedik.

    Bu mantıkla şöyle bir yorum daha uygun düşmez mi: ‘İngiliz ve Fransızlar Mondros Mütarekesini dayayıp teslim aldıkları Osmanlı’nın parçalanma kutlamalarına yüz yıl aradan sonra nihayet katılacak ‘tıynette’ bir Türk lider buldular’.

    İKİ

    Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’nin İzmir Adana Trabzon Sinop gibi illerinde Amerikan üsleri vardı, edebiyatımızda ve basınımızda bir çok Amerikan Çöplüğü hikayeleri işte bu üslerin çöplerini anlatır.Ertuğrul Özkök’ün bir Amerikan çöplüğü hikayesi varmış, yeni öğrendik. Ünlü Amerikalı çizer Stan Lee’nin ölümü üzerine kaleme aldı.

    Yazarımız çocukken İzmir Kahramanlar Semti’nde Amerikan Çöplüğünü eşelermiş ve bir defasında Amerikalı bir subay onu çöplüğü karıştırırken görüp Stan Lee kitapları hediye etmiş.Benim de hikayelerimde Amerikan Çöplüğü geçer, Trabzon Boztepe semtinde Amerikan üssü vardı ve Trabzon sahili Moloz mevkii molozların döküldüğü yerin adıydı.

    Şöyle kaleme almıştım, sekiz on yaşlarında her Anadolu çocuğu gibi yazları su satardık, mısır satardık, boyacılık yapardık, sakız satardık, bir gün Moloz mevkiinde hırpani dilenci kılıklı adamların molozların içinde Amerikan çöp kamyonunu itişe kakışa beklediklerine şahit olmuştum.Amerikan çöp kamyonu boşalır boşalmaz insanlarımızın çöplere birbirlerini ite kaka öne geçmek için gırtlak gırtlağa boğuşarak hücum ediyordu.

    Şüphesiz bugün hepimiz ihtiyacını olan yoksul insanların çöplere hücumunu mazur görürüz, ancak.Amerikan çöplerini karıştırmak eşelemek çöp kamyonu henüz çöplerini dahi boşaltmadan birbiriyle kavga etmek, çok aşağılık gurur kırıcı bir duyguydu.Çocuk yaşta insan bu sahneleri görünce ülkesinden insanlarından yoksulluktan tarifsiz derin duygularla nasıl utanırdı.Sekiz-on yaşında yoksul çocuklarız, hangi eğitimi almış hangi kültürle büyümüşüz bilmem ama bu trajik sahneler derin bir utanç duygusuyla içimize otururdu, yaşadığımız her an bu sahneler zihnimizden çıkmaz ve kendimizden ve ülkemizden ve insanlıktan utanır, yerin dibine geçerdik.

    Çöpten ve yerden bir şey almak, insan gururuyla ilgili çok ayıp bir şeydi, ve üstelik belleri bükülmüş yağma talan eder gibi birbiriyle yarışır gibi Amerikalılar’ın çöplerine hücum etmek aşağılık utanç duygularının en reziliği, sefaletin dibiydi.

    Ertuğrul Özkök’ün bu yazısını okuyana kadar bu ülkede nihayet yetişmiş okumuş aydın yazar herkesin çöplük hikayelerinden çok utandığını benimle aynı duygular içinde olduğunu sanıyordum.Değilmiş.

    HİÇ UTANMADI

    Ertuğrul Özkök bey, kendi otobiyografisine dair çok kıymetli nadide bir sahne anlattı bizlere. Ertuğrul Bey’imiz meğerse o çöplüğü eşeleyen güruhtanmış. Ve üstüne çöplüğe nasıl hücum etmişse bir Amerikan subayı başını okşamış, elinden tutmuş, kendine çizgi romanlar hediye etmiş.

    Yokluktur, olabilir, ama Amerikan çöplüğünü eşeleyen bu çocuk ilerde Türkiye’nin en büyük gazetesini yirmi yıl yönetti, acıklı dram buradadır. Aramızdaki fark bu, kimimiz Amerikan çöplüğünde Amerikan subayının başını okşamasını hayatının en büyük sevinci mutluluğu kabul ederken kimimiz bunu tecavüz kabul ederek büyüdü.

    Hatıralar notlar hikayeler derken herkesin meşrebi karakteri bir şekilde ortaya çıkıyor. Sonra uzun yıllar okuduk anladık ki bu yazarımız, çocukluğundan ihtiyar haline varıncaya kadar, Amerikan çöplüğünü eşelemekten hiç yorulmadı.Amerikan çöplüğünü eşelemekten hiç utanmadı.

    Romanlar günlükler mektuplar işte bu yüzden önemlidir, bir gün kendinizi bilmeden çıplak gerçeği itiraf ederken bulursunuz. Bazı yazarların neden geniş mezhepli maymun iştahlı tatmin olmamış düpedüz yalan ahlaksız milli değerleri hiçe sayan ve bağımsızlık gibi değerlerle alay eden bir hayatları olduğunu öğrenirsiniz.Ve bazı yazarların da neden aşırı ahlakçı açık sözlü sert eleştirel bir kimlik edindiğini birazcık anlamış olursunuz.

    Ülkemizde yazarlar ikiye ayrılır Amerikan çöplüğünü eşeleyen yazarlarla Amerikan çöplüklerinden utanan yazarlar. Amerikan çöplüğünü eşeleyen yazarlar hep kolayına kaçtı. Hep bir Amerikan subayının başını okşayıp önünü açıp hediyeler vereceğini hayallerine sindirdi. Diğerleri, bu aşağılık sahneleri gururuna yediremeyip Amerikalılar’ı emperyalist ve sömürgeci diye kodlayıp siyasi ve kültürel olarak karşısına alarak bir ömür yazıp çizdi.

    Bakın, 15 Temmuz’dan sonra medyada kovulmalar dağılmalar ve yeniden toplaşmalar başladı, Amerikan Çöplüğü’nden eşelenenler T 24 sitesinde toplanıyor, dün ODA TV’de bir haber Ergenekon Şemasını Fetöcü savcılardan alıp kamuoyuna ilk gösteren Ali Bayramoğlu ve en yakın arkadaşı Hrant’ı öldürenlerden bu acı gerçeğe rağmen Fetö’den yedi yıl maaş almayı sürdüren Etyen Mahçupyan, Saadet partisi Televizyonu TV 5’de program yapacakmış. Milli Görüş’ün dahi Amerikan Çöplüğü’nden eşelenenlerin tarafına geçtiğini görmek Milli görüşçüler için ne hazin bir kader.

    Bütün çağlarda efendi köle sömürge biat ilişkileri böyle doğmuştur, çöplüğüne muhtaç olduğunuz çöplüğüne koştuğunuz insanlar sizi ‘egemenliği’ altına alır.Bu insanlar mutsuzluktan kurtulamaz çünkü çöplüğünü karıştırdıkları başlarını okşayanların dinlerine kültürlerine siyasetlerine karşı gelemezler ve hızla soysuzlaşırlar.

    Sayın Ertuğurul Özkök bey, demek siz o çöplükte eşsiz değerde çizgi romanlar gördünüz, oysa biz o çöplükte, kölelik, aşağılık, utanç görüp, o çöplüğe hiç yanaşmadan ve o çöplükte eşelenen insanlarımızın utancıyla bir hayat yaşadık.

    Evet, Amerikan çöplüğünden uzak durmak maddi olarak makam olarak bizlere bir fayda sağlamadı. Ama Amerikan çöplüğünden uzak durmak ruhumuzu kuvvetlendirdi. Sonunda işte siz gazetesinin Türk Bayrağı logosuna dahi sahip çıkamayan her cemaate her patrona eğilen dışardan dayatılan her siyasete şehvetle ‘rıza’ gösteren köle ahlakı edindiniz.Ve sonuçları ortada: Ne gazeteniz kaldı ne patronunuz ne gazetenizin simgelediği bayrak ve hürriyet değerleri ne de bütün yazarlarınız kovulurken ağzınızı açıp tek laf edecek gücünüz iradeniz kıymetiniz kalmadı.

    ÜÇ

    Oda TV yazarlarının çoğunu şahsen tanımam ama yazılarını okuyorum, bu yazarların istisnasız hepsi Amerikan Çöplüğü’nde eğilmekten eşelemekten iğrenir.İğrendikleri için Amerika’ya statükoya liberalizme emperyalizme ve onun kumpaslarına ve ajanlarına hayatlarını riske atarak sert eleştiriler getirip ODA TV’ye yazar oldular ve bugün her biri her gün yüzbinler tarafından onur duyularak baştacı edilerek okunuyor.

    Ve bugün, Türk basınının onur ve haysiyetini Amerikan çöplüğünü milli gurur meselesi yapıp utananlar ayakta tutarken, Amerikan çöplüğünde eşelenenlerin gazeteleri çoktan bir patrondan başka patrona dolar hesabı satılıyor ve onlarca yazarı onun bunun kapısında ya da sokakta kalıyor.Dün ODA TV’de bir Hürriyet yazarı Ayşe Baykal’ın yazısını okudum, artık ODA TV’de yazacakmış.

    Soner Yalçın’la konuşmuş, şöyle yazıyor, ‘başörtüm sorun olur mu’ demiş. Başörtüsü kelimesini bir sorun olarak gören bir siyaset anlayışı bilinç altında hala yaşıyorsa varsa demek ki bu hanımefendi ODA TV’yi hiç okumamış. Rica edeceğim tanımadığın yerlere ayak basmasın.

    Bu hanımefendinin bir kaç yazısını okudum, yazılarında bir ahlaki isyan bir muhalif eleştiri gücü hiç görmedim, neden ODA TV’de yazmak istemiş, pek anlayamadım.İllaki yazmak istiyorsa şüphe olmasın başımız gözümüz üstüne.Ancak unutmasın burası Amerikan Çöplüğü’nde eşelenenlerin gazetesi hiç değil.Burada torpil yok kayırma yok. Burada tek kıymetli hazine itiraz ve isyan ve ahlaki siyasi eleştiridir.

    Burada sizi koruyan patronlar genel yayın yönetmenleri yoktur. Burada yazdığınız için hakkınızda her türlü iftira suçlama linç gırla gider. Burada emperyalist köpeklerin kamçıları ve yemleriyle büyüyen eski patronlarınızın koruyucu gücü hiç yoktur. Burada ünlü modacılara sipariş edilmiş şöhret üniformaları giyilmez.Ancak burada bugüne kadar yaşamamış hiç görmemiş tadmadığınız bir özgürce yazarlık vardır, kanatlandırır sizi.

    Ve burada yazmak, temize çekmek için ruhunuzu, temize çekmek için yazarlığınızı ahlakınızı varoluşunuzu, büyük bir şanstır.Kendinizi ve çağınızı ve yeteneklerinizi aşmak için burası bir cennettir,, cemaatten ayrılmak ferdileşmek ve nihayet çıplak açık seçik insanlıkla ve kendinizle konuşmak için bir mucize yerdir burası.

    Burası sizi Kapadokya’daki balonlar gibi Allah’a insanlığa yükseltmez, ODA TV’de yerçekimi kanunları geçerlidir. Yazınızın değeri zekanızın gücü edebiyat bilginiz ve tasvir gücünüz kadar özgül ağırlığınız vardır.

    Burada yazacak olanlar, Türk basının son yıllarda yaşadığı cemaat ve iktidar el ele trajedesinin sonuçlarından haberdar olmalı, mesela Amerikan çöplüğünde eşelenip başı okşananlar insanlık görevlerinin başında tetikte ve dikkatli hiç değildi..

    Patronların gölgesinde tembel ve beceriksizdiler. Böbürlenmeyi seven boş gururları çok çirkin kibirleri vardı. Altta kalanlara hakkı yenenlere hiç acımayan işsizleri yoksulları hiç dert edinmeyen üstelik çaresiz bu insanlar için çok yaralayıcı sözler sarfedecek kadar küstahdılar.

    Hanımefendi, burası bir insanlık bir memleket kulesi, görev başında hep nöbette, gecenin bir vakti üç-beş nöbetine kalkıp, ters giden bir şey var mı diye telaş merak hassasiyet sahibi değilseniz, ve dini bunalımlarınızdan siyaset devşirmek gibi derdiniz ve hala itiraf etmekten utanç duyup sakındığınız şeyler varsa eğer ve sefalete karşı dayanıklı donanımlı bir ruh kuvvetiniz yoksa.

    Lütfen, bu hayatı nasıl yaşamalı bu hayat nedir ölüm nedir siyaset nedir din nedir kendimi nasıl kurtararım sorularınızı meraklarınızı rica edeceğim hanımefendi, lüften çıplak gerçeği, hakikati arayın

  • in

    Haydar Baş’tan Çok Konuşulan Açıklamalar : Atatürk, İmam Ali’nin Vekilidir

    Meltem TV’de katıldığı canlı yayında Atatürk’ü övme konusunda aşırıya kaçtığı eleştirilerine cevap veren Haydar Baş, “Birisi Atatürk’ü ilahlaştırdığımızı iddia etti. Bu kadar terbiyesizlik olur mu? Benim yaptığım, Allah’a en güzel kul olan Atatürk’ü anlatmaktır” dedi.

    Meltem TV’de yayınlanan Muharrem Bayraktar’ın hazırlayıp sunduğu ve Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ünal Emiroğlu’nun daimi yorumcu olarak katıldığı “Gündem Ötesi” programına Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Haydar Baş ve yardımcıları katıldı. Gündemdeki sorunların masaya yatırıldığı programda Haydar Baş tartışma yaratacak açıklamalarda bulundu. Konuşmasında, “Biz Atatürk’e Kutbü’l-Aktab dediysek, ben söylemedim onu.

    Bir; Atatürk kendi kendisi için söyledi. İki; Abdülkerim Paşa onun için söyledi. Abdülkerim Paşa O’nun şeyhi Melami tarikatının mürşidi. Atatürk de O’nun müridi. Atatürk de Melami meşrep…” ifadelerini kullanan BTP Genel Başkanı Haydar Baş şöyle devam etti: “Atatürk hakkında düşünürken Tarihçi Emre Polat’a dedim ki; ben Atatürk’ün çok farklı bir kişilik olduğu kanaatindeyim, lütfen araştır bana bilgi getir.

    Bir hafta on gün sonra ‘hocam bulamadım’ dedi. Ben ‘bir daha araştır’ dedim. Bende o kadar kuvvetli bir his var ki kesinlikle Ehl-i Beyt’ten bu insan, yani sıradan bir veli de değil. Hakikaten sonradan Emre Polat kaynağını buldu ve ‘haklısın’ dedi.” “HIZIR GİBİ YETİŞTİK” Yardımcıları ile birlikte programda, “Ben çok iyi biliyorum ki biz Mustafa Kemal Atatürk’ü manen değerlendirmeye kalksak O’nun hayatında, bir Muhyiddin-i Arabî, bir Hacı Bektaş-ı Veli, bir Seyyid Burhaneddin hazretlerini göreceğiz.

    Atatürk böyle bir kişiliktir” ifadelerini kullanan Haydar Baş konuşmasını şöyle sürdürdü: “‘Hoş Geldin Atatürk’ kitabından sonra şunu yaşadım ben; insanımızın tamamı liderinin Müslüman olmasını arzu ediyordu, istiyordu. Bunu duyduktan sonra hepsi kuş gibi uçmaya başladı.

    O Anıtkabir’e gidenleri bir seyredin hayret edersiniz. Milletimiz zaten dinsiz, kâfir Atatürk’ü kabul etmiyor, gönlünde iman sahibi olan Atatürk’e inanıyor, öyle bir lider kabul ediyordu. Yani bizim Atatürk’le ilgili söylediklerimizin tutulmasının temel esprisi budur. Yoksa iyi şeyler söyledik vesaire değil. O kalbindeki imanı ortaya koyduk, millet sarıldı aldı, olay budur. Yani Türk milleti liderinin Müslüman olduğunu birisinin anlatmasını bekliyordu… Biz de Hızır gibi önlerine düştük…

    yuzdeyuzhaber

  • in ,

    ALİ Koç ‘tan Muhteşem Atatürk Çıkışı !

    Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Yüksek Divan Kurulu’nda konuşma yaptı. Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, iki yıldızı satmak zorunda kaldıklarını söyledi.Ali Koç, sosyal tesislerin adının Mustafa Kemal Atatürk olmasından büyük gurur duyacağını söyledi.Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde gerçekleştirilen Fenerbahçe Yüksel Divan Kurulu’nda Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, konuşma yaptı.

    Sosyal tesislerin ismi konusunda yapılan teklife yanıt veren Ali Koç “Sosyal tesislerimizin adı Mustafa Kemal Atatürk olsun denilmiş.Razıyım. Ben bu değerlerle yetiştirildim. Benim başkanlığımda böyle bir şeyin olması bana müthiş bir gurur verir. Getirin teklifi, oylayalım” dedi.

    Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, futbolda beklentilerinin çok uzağında bir yerde olduklarını söyledi.Ali Koç’un konuşmasında satır başları:“Yeni bir takım kurduk sancılı olacağını biliyorduk. Arzu ettiğimiz takımı çabuk oluşturamadık, bu bir öz eleştiri…

    Samandıra’nın dengesi de öyle… FFP için de geciktik. Aldığımız 9 puan tabi bununla savunulamaz.Son 5 maçın dördünde gol yemedik, savunma oturdu. Bu kötü günler geride kalacak. Ofansif futbol oturunca da galibiyetler serisi gelecek.

    Kötü günlerin çoğu geçti. Başarımızı istemeyen bir kitle var. Bizde bütün bu eşikleri aşacak, bilgi, birikim, enerji her şey var, buna inanın.Biz inandığımız yolda gideceğiz. Başarılı olacak mıyız bunu da zaman gösterecek.”

    “Bugün puan cetvelinde puanımız farklı olabilirdi. Bu kadar kötü başlangıcın, sonu iyi olacak bir yolun karması olarak görüyorum.Baştan aşağı zihniyet değişikliğine girdik. Kulübün geleceğinin daha sağlam olabilmesi için bir zihniyet ortaya koyuyoruz.

    Kulübün işleyişini baştan aşağı değiştirecek bir süreçten bahsediyoruz. Bunlar kolay değil. Zorlukları yaşıyoruz.Futbolun bu kadar kötü gitmesi, değişime harcayacağımız zamanı kriz yönetimine harcıyoruz. Bu bize biraz zaman harcatıyor.”

    “Türk parası, biz göreve geldikten sonra %30 değer kaybetti. Geçen seneye göre %90. Evdeki hesabın çarşıya uymadığı nokta Türk Lirası’nın durumu oldu.”

    “Bütün sektörlere bakın, en çok para kazanıp, en az mesai harcayan mesleklerin başında futbolculuk gelir.İnşallah oyuncularımıza Fenerbahçe’de oynadıklarının bilincini aşılayabiliriz. Onların da sorumluluklarının bilincinde olması lazım.”

  • in

    İnce’den Dündar’a flaş telefon. Muharrem İnce İstanbul’a aday mı oluyor?

    CHP’nin 24 Haziran’daki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylığı için dün, “Sandık konulursa adayım. Hakim gözetiminde olmasa da sandık konulsun. Örgüt motive olur. Bu kez seçime kadar 100 günlük süre var. Yeterli zaman, kazanabiliriz” ifadesini kullanmıştı.

    Yurt gazetesi olarak edindiğimiz bilgiye göre, İnce akşam saatlerinde Halk TV’den Uğur Dündar’ı arayarak İstanbul için adaylık sinyali verdiği, Kılıçdaroğlu’ndan eğilim yoklaması yapmasını isteyeceği ve Kemal Kılıçdaroğlu’ndan randevu için gelecek cevaba göre karşılıklı görüşmede kesin karar vereceği öğrenildi.

    Haber yayınladıktan sonra Halk Tv’de canlı yayında “Halk Arenası’nda” Müjdat Gezen Uğur Dündar ile Muharrem İnce’nin görüşmesini doğruladı. Ardından Dündar Muharrem İnce’nin kendisine çok önemli açıklamalarda bulunduğunu açıkladı.İnce ile Kılıçdaroğlu pazartesi görüşecekler…

    Özgür TUĞRUL

  • in

    Sürpriz aday Bilal Erdoğan mı?…Bilal Erdoğan, ‘okçuluktan’ çok daha fazlasına talip gibi!

    Bir arkadaşımın uyarısıyla kendime geldim: AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na göstereceği sürpriz aday Bilal Erdoğan mı?Son günlerde ciddi bir halkla ilişkiler kampanyası yürütüyor.Radyoda İtalyanca şarkı söyledi. Yetmedi bir de Ala Turka şarkı patlattı.Best FM’de hayat hikâyesini anlatırken ‘acıların çocuğu Bilal’ izlenimi yaratacak anılar da paylaştı. Ne de olsa seçmen mazlum seviyor!Bu arada yandaş köşe yazılarında da daha görünür hale geldi.

    Bütün bunları bir arada düşününce sanki profilini yükseltmek için sürdürülen bir halkla ilişkiler kampanyası ile karşı karşıyayız gibi geliyor.Türkiye’de seçmenin bu durumdan çok hazzetmediğini biliyoruz.Rahmetli Aydın Menderes ve Ahmet Özal örnekleri hafızalarımızda hâlâ taze.Onun için Erdoğan da oğlunu bu yola sokar mı, yoksa şimdilik sadece damat ile mi idare eder, tahmin etmek kolay değil.Ama görünen o ki Bilal Erdoğan, ‘okçuluktan’ çok daha fazlasına talip gibi!

    Bilal Bey kardeşimizbabasına neden sarılamadı?Söz Bilal Erdoğan’dan açıldı, onunla devam edeyim.Kampanyanın başlatıldığı Best FM’deki söyleşinin ‘en hüzünlü anı’ Sabah yazarı Mevlut Tezel’e göre şöyle:Cezaevi önüne geldiğimizde ‘Ben oğluyum, en son ben görüşebilirim’ diye düşünüyordum. Kalabalık içinde bir çırpıda göz önünden yok oldu babam. Babamı cezaevine girerken göremedim, ona sarılamadım. Hüzünlü bir anı olarak kaldı.Bilal Bey neden daha sonra içeri girip, babasına sarılamamış merak ettim.

    İsterseniz önce Erdoğan’ın meşhur hapishaneye girme hikayesini hatırlayalım.Hüseyin Besli ve Ömer Özbay’ın yazdığı, “Recep Tayyip Erdoğan: Bir liderin doğuşu” isimli kitapta bu konu ayrıntılı olarak anlatılıyor.Olay şöyle gelişiyor: Hasan Yeşildağ’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi kardeşi Zeki Yeşildağ, ağabeyinin “Erdoğan’a hapishanede suikast yapılacak” istihbaratı üzerine kararını veriyor: “Ağabey, sen de onunla beraber hapse gireceksin.” Bunun üzerine Hasan Yeşildağ, bir tanıdığına 370 bin liralık karşılıksız bir çek kesiyor ki yargılanıp hapse mahkûm edilsin.

    Nitekim öyle de oluyor. Yeşildağ, mahkemede hâkime yalvarıyor ve kendisini 4 ay hapse mahkûm ettiriyor. Sonra Erdoğan ile Yeşildağ, hapishaneler içinden hapishane seçiyorlar: Erdek, Karamürsel, Çorlu, Akyazı derken, Pınarhisar Cezaevi’ne karar veriyorlar.Yeşildağ, önce cezaevini gezmeye gidiyor. Yapılacak işlerin listesini çıkarıyor, kendilerine ‘tahsis edilecek’ koğuşu geziyor. Koğuş temizletiliyor, duvarlarına kâğıt, zeminine halı kaplanıyor.

    Elektrik ve sıhhi tesisatı yenileniyor, sıcak su için şofben takılıyor. Koğuşun bahçeye ve koridora açılan kapılarını boyatıp yalnızca içeriden açılabilen ilave sürgüler yaptırıyor. Çatıya manyetik bariyerler, bahçeye elektronik sensörler yerleştiriyor. Sıra mobilya ve beyaz eşyaya geldiğinde keseye davranmak Erhan Şenol’a düşüyor.Derin donduruculu büyük boy bir buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi, toplantı ve çalışma masaları, deri koltuklar, oturma grupları ve büyük ekran bir televizyonla, kalacakları koğuşu ve cezaevi kütüphanesini, sıkıcılıktan uzak bir yaşam ve çalışma alanına dönüştürüyorlar.

    Bu arada mahkûm ve gardiyanlar da unutulmuyor. Herkese pantolon, gömlek, ayakkabı ve eşofman takımı alınıyor. Erdoğan, hapishaneye Ahmet Ergün ve Hayati Yazıcı ile geliyor.Hapishanenin güvenliğinden sorumlu yüzbaşı, üsteğmen, savcı kendisini karşılıyor. Sonra koğuşa geçiliyor ve Erdoğan etrafa göz atıp “Güzel olmuş” diyor.Hasan Yeşildağ şöyle anlatıyor:

    “Reis’i beklerken, hapishanede bulunan mahkûm ve gardiyanlarla toplantı yapıp, herkesi sıkı sıkı uyarmıştım: Tayyip Bey’in yanında sigara içilmeyecek! Bacak bacak üstüne atılmayacak! Laubali hareketlerden kaçınılacak! Herkes saygılı olacak!”

    Hapishanede yattığı sürece Erdoğan’ın televizyondaki Fenerbahçe maçlarını hiç kaçırmamış olması da bir başka ayrıntı.Daha sonra da Erdoğan’ın ziyarete gelen misafirlerini koğuşunda ya da cezaevi müdürünün odasında kabul ettiğini filan öğrenmiştik zaten.Bilal Erdoğan’ın “Babama son bir kez sarılamadım” sözleri nedeniyle benim hiç hüzünlenmemiş olmamın nedeni bu.İstese cezaevinin kapısından içeri girip, babasına son bir kez sarılabilirdi. Buna bir engel yoktu.

    Allah kimseyi hapishaneye düşürmesin ama Pınarhisar Cezaevi’nde Erdoğan için yaratılan koşullar, bugünkü Silivri ya da başka hapishanelerdeki koşullarla kıyaslanıp, bundan mağduriyet çıkarılabilecek şartlar değildi.

    Sorun sistemde değildiHaber, T24’te şu cümleyle duyuruldu: “İngiltere Başbakanı Theresa May, Avrupa Birliği ile yapılan Brexit anlaşmasıyla ilgili kabinesinden destek almayı başardı.”Hükümetin bu konudaki toplantısı 5 saat sürmüş. May, “ateşli tartışmaların yaşandığını” ama taslak anlaşma metninin hükümet tarafından onaylandığını söyledi.Ertesi gün de Brexit Bakanı ile Çalışma ve Emeklilik Bakanı anlaşmanın içeriğini uygun bulmadıkları için istifa ettiklerini açıkladılar.

    Bize çok yabancı gelişmeler bunlar.Başbakan’ın karar verdiği bir konu üzerinde 5 saat ateşli tartışmalar olacak, Başbakan anlaşmayı kabinesine onaylattığını açıklayacak ve ertesi gün iki bakan anlaşmayı benimsemediklerini söyleyerek istifa edecekler!Bizde böyle bir şey olmaz çünkü bizde milletvekilleri ve bakanlar varlıklarını, kendi seçmenlerine değil, partinin genel başkanına borçlular.Onun için onun sözünden çıkmazlar, dediklerini tartışmazlar, görevlerinin onun dediğini yapmak olduğuna inanırlar.

    Bu nedenle en önemli konularda bile bir tartışma yaşanmıyor. Meselenin değişik boyutları masaya getirilip tartışılamıyor.Ve sonra da “sistem işlemiyor” diye parlamenter sistemden vazgeçip, başkanlık sistemine geçtik.Bakalım bu sistemin de aynı nedenlerle yürümediği ortaya çıkınca hangi sisteme geçmeyi deneyeceğiz?

    Mehmet Y. Yılmaz

  • in ,

    5.5 Milyon Lira Kime Gitti?

    Önergeyi yanıtlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, derneklerin ve vakıfların tümü yerine “bazılarının” isimlerini açıklarken üç yılda aktarılan tutarı Sayıştay’ın tespitinden 5 milyon 896 bin TL daha düşük gösterdi.

    Oktay, kâr amacı gütmeyen dernek ve vakıflara 2015 yılında 4 milyon 150 bin TL, 2016 yılında 5 milyon 450 bin TL, 2017 yılında 5 milyon 475 bin TL olmak üzere üç yılda toplam 15 milyon 75 bin TL aktarıldığını belirtti.

    Dernek ve vakıfların isimlerine yönelik soru üzerine Oktay, bu kuruluşların tamamı yerine “bazılarının” isimlerini paylaştı. Oktay’ın yanıtına göre, para aktarılan kuruluşlardan isimleri açıklananlar şunlar: “Türk Ocakları Vakfı, Balkan Müslümanlarıyla Yardımlaşma Derneği, Yeşilay Cemiyeti, Beyazay Derneği, Fiziksel Engelliler Vakfı, Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı, Türk Devleti ve Toplulukları Vakfı, Gaziler ve Şehit Aileleri Vakfı, Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu, Türk Dil ve Edebiyat Derneği, Türkiye Verimlilik Vakfı, Türkmen Alevi Bektaşi Derneği, Göç Araştırmaları Vakfı.” Emir’e verilen yanıtta 3 yılda kâr amacı gütmeyen kuruluşlara 15 milyon TL aktarıldığı ifade edilse de Sayıştay raporuna göre bu tutar 20 milyon 971 bin TL oldu. Sayıştay’ın üç yıllık Cumhurbaşkanlığı Denetim Raporu’nda, bu kuruluşlara 2015 yılında 5 milyon 850 bin TL, 2016 yılında 7 milyon 146 bin TL ve 2017 yılında 7 milyon 975 bin TL aktarıldığı yer aldı.

    “Neden gizliyorlar?” Murat Emir, BirGün’e yaptığı açıklamada, “Dernek ve vakıfların tamamını açıklamak zorundalar. Halkın parasını aktardıkları kuruluşları neden gizliyorlar?” diye sordu. Sayıştay’ın Cumhurbaşkanlığı Denetim Raporu’nu incelemesi sonucu dernek ve vakıflara aktarılan tutarın dikkatini çektiğini anlatan Emir, “Bu kuruluşların hangileri olduğu, tek tek ne kadar kaynak aktarıldığı belirtilmiyor.

    Milletin bir vekili olarak, hangi kuruluşa ne kadar kaynak transferi yapıldığını öğrenmek amacıyla sorular yönelttim. Ancak iletilen yanıtlar, tatmin etmek bir yana, yeni şüpheler oluşturdu” dedi. *** Emir: Ensar ve TÜRGEV’i biliyoruz Yardım yapılan dernek ve vakıfların sadece bazılarının açıklanmasını, “Gerçeğin üzerine örtmeye çalışmak” olarak değerlendiren Emir, şunları söyledi: “Ensar’a, TÜRGEV’e kamu kaynaklarının ölçüsüzce peşkeş çekildiğini biliyoruz da bizlerden topladıkları vergileri başka hangi derneklere, hangi amaçla aktardıklarını niye açıklamıyorlar? Yoksa Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerimize açıkça saldıran dernek ve vakıflara para aktarıyorlar da bunu bizden mi saklıyorlar? Kamuoyu ile bunun bilgisini paylaşmalıdırlar.” yuzdeyuzhaber

  • in

    İşe Yetişirken Önüne Çok Yavaş Bir Araç Çıktı

    Harika bir anne ve eş olmak kolay değil.Birde evde birden fazla çocuğunuz varsa hayatınızı onlara adarsınız.Hailey ismindeki anne de onlardan. Her güne büyük bir istekle başlayıp önüne çıkan engelleri birer birer aşıyor.Bir gün Hailey işe giderken önüne çok yavaş giden bir araç çıktı. Sinirlense de kendisini frenlemeyi başardı.

    Hailey’nin kaybedecek vakti yoktu.Kırmızı ışıkta dururken öndeki aracın arka camında asılı olan kağıdı okudu.

    Kağıt yazanları okuduktan sonra etkilendi ve her şeyi Thoughts, Dots and Tots ismindeki bloğunda paylaştı. Hailey, okuduğunun hayata bakış açısını değiştirdiğini söylüyor.

    İşte bloğundaki yazısından bir kesit:İşe giderken önüme çok yavaş hızda giden bir araç çıktı. Aracın arka camına asılı kağıtta, ‘Yeni sürücüyüm. Verdiğim rahatsızlıktan ötürü özür dilerim’ yazıyordu.

    Bunu öğrendikten sonra yavaş hızda gitmesini hiç kafama takmadım. Yeni başlayan birine göre aslında iyiydi.Sonra kendi kendime sordum. ‘Kağıdı okumasam yine böyle mi davranırdım?’. Muhtemelen hayır.

    İnsanların neler yaşadığını bilmiyoruz. Kendi hayatımızla o kadar meşgulüz ki dünyanın kendi etrafımızda döndüğünü düşünüyoruz. İnsanların tişörtlerinin üstünde ‘Boşanıyorum’, ‘Çocuğum kayboldu’, ‘Depresyondayım’, ‘Kanser hastasıyım’ gibi yazılar görmüyoruz.

  • in

    Ferhan Şensoy’un Küba Anısı Muhteşem !

    Ferhan Şensoy anlatıyor;

    “Şans Kapıyı Kırınca” filminin çekimleri için Küba’ya gitmiştik.Bir gün Fidel Castro tarafından gönderildiklerini söyleyen birkaç kişi ellerinde birkaç zarfla sete geldiler.Zarflarda farklı meblağlarda paralar vardı.Yönetmen için 20 dolar, oyuncular için 10, diğer personel için 5’er dolar.Kabul etmedim tabii, adamlara teşekkür edip geri yolladım.

    Ertesi gün ellerinde zarflarıyla tekrar geldi adamlar.Ama bu defa bir zarf fazlaydı. O zarfta bizzat Fidel’in yazdığı bir mektup vardı.Şöyle diyordu Fidel;

    “Biz çok zengin bir ülke değiliz, ama benim ülkemde emeğe değer verilir. Ve hiç bir emek karşılıksız bırakılmaz. Ülkemizde bulunmanızdan dolayı teşekkürler.”

    Parayı kabul ettik.İlerleyen günlerde zarflar gelmeye devam etti. Taa ki çekimler bitene kadar.Sonra da paranın hepsini toplayıp Küba’daki bir tiyatroya bağışlamıştık…Zenginlikle fakirliği yanlış tanımlıyoruz.Mesela Küba fakir ama orada doktor, sağlık hizmetleri bedava. Bizde paralı.Küba fakir ama orada hiç kimse aç kalmıyor. Burada kalıyor…
    kaynak muhendisbeyinler.net

  • in

    OZAN ARİF’ ten Hükümete Sert Tepki !

    Milliyetçi camianın sevilen isimlerinden Arif Şirin, Facebook hesabında paylaştığı yeni şiiriyle hükümete yüklendi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘dış güçler’ tartışmalarına ilişkin daha önce yaptığı bir açıklamada “Başımız sıkıştığında hemen dış güçler diyoruz”sözlerini de şiiriyle birlikte paylaşan Ozan Arif, “Her türlü hatayı, yanlışı yap yap. Ondan sonra ‘vay efendim, dış güçler!'” ifadelerini kullandı.

    Ozan Arif’in, ‘Vay efendim dış güçler(!)’başlıklı şiiri şöyle:

    “Her türlü hatayı, yanlışı yap yap,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”
    Çarşıya uymazsa evdeki hesap,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Dış güçler de hırlı değil elbette,
    Ama önce kendine bak sen gitte,
    Gözleriniz malda, mülkte, servette,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Liyakati almayarak hiç kâle,
    Akrabaya, tanıdığa ihale!..
    Cenabı-Hak koyunca da bu hale,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Fırsat deyip dört tarafa dal götür,
    Kitabına uydur uydur mal götür,
    Yol yaparken, yolsuzluk yap, çal götür,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Etrafınız hep yiyici tip dolu,
    Altlarında dört çekerli jip dolu,
    Hepisinde cukka sağlam cep dolu,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Prof bile cehl’e hizmet ederse!
    Ulemanız dahi şöyle halt yerse;
    “Yolsuzluk hırsızlık değildir…” derse,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Dış güç, mış güç diye ötmeyin hadin,
    Ben inanmam, başka kapıya gidin!
    Eğtim sisteminin içine edin,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Ne beş yıllık, ne on yıllık plan var,
    On laf duysam dokuzunda yalan var,
    Dıştan önce içimizde yılan var,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Tekel, Sümer, Demir-Çelik, Limandı;
    Telekomu, Seka’ları kim aldı,
    Yabancıya satılmayan ne kaldı?
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Tek tek saysam çok sayarım daha çok,
    Benim artık boş laflara karnım tok!
    Satılmayan, fabrika yok, banka yok…
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Trabzon’a bile Katar’lı girmiş,
    Uzun göle Arap postunu sermiş!
    Verenler vatanı kiraya vermiş,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Utanmadan hadi satmadık deyin,
    Dalga geçin dalga, gönül eğleyin!..
    Tek fabrika yaptınız mı söyleyin?
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Pirinç, buğday, nohut, bulgur, soğan, et,
    Ne var ise hep dışardan ithal et…
    Üretmeden yaşar mı bir memleket?
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Hiç bir sıfat yokken çağrılıp piste,
    Ben mi ağırlandım “oval ofis”te?
    Zeytin yağı gibi çıkmayın üste!
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Dış güçlerle dostluklara giren kim?
    Piçlerine kol ve kanat geren kim?
    Hatta onlar ne isterse veren kim?
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Şerefli Türk Ordusuna pusu kur,
    “Ergenekon” “Balyoz” diye darbe vur,
    Gâvur yapamazdı bunu lan gâvur,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Her gelen dolmuşa bindirsin seni!
    Her önüne gelen kandırsın seni!
    Öpülmüş sıpaya döndürsün seni!
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Koktu artık bu dış güçler söylemi!
    Kimin işi “BOP” başkanlık eylemi?
    Yani sizde, hiç bir suç yok, öyle mi?
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

    Arif der ki; dış güçlere uyup be,
    Bırakın bu ağızları ayıp be,
    Sayenizde yıllarımız kayıp be,
    Ondan sonra “vay efendim, dış güçler!”

  • in

    Popular

    Suriyelilerin Arkasından O Çıktı!

    Gazeteci Batuhan Çolak, Suriyeli göçmenlerin örgütlenme sürecini irdeledi ve şok gerçeklere ulaştı. Çolak, Türkiye’deki Suriyelileri bakın kimin örgütlediğini, bu işin arkasında kimin olduğunu açıkladı?

    ” Beşar Esad’ın devrilmesi için Suriye’de başlatılan operasyondan en büyük zararı gören ikinci ülke Türkiye oldu. Tarihte eşi, benzeri olmayan bir nüfus hareketiyle karşılaştık. Bu olayın küçük çaplı bir benzerini ABD’nin, Irak’a yaptığı I. Körfez müdahalesi sırasında yaşamıştık.

    Saddam, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri kimyasal silahlarla vurmuş, yüz binlerce insan sınırlarımıza dayanmıştı. Güvenli bölge kurulma fikri ortaya atılmadan bu büyük nüfus Türkiye’ye alınmıştı. İnsanî niyetle yapılan bu hamle sonrasında Türkiye’deki PKK terörü en yoğun saldırı dönemini başlatmıştı. Şimdi yaşadığımız tablo ise bambaşka…

    On binlerle ifade edilerek başlayan Suriyeli göçü milyonlara ulaştı. Şu anda gayriresmi olarak 5 milyona yaklaşan bir nüfustan bahsediyoruz. Dünya üzerinde böylesi büyük bir nüfus hareketinin başka bir örneği bulunmuyor. “Esad devrilecek, Suriye’ye demokrasi gelecek” denilirken, Türkiye’ye büyük bir demografik operasyon gerçekleştirildi.

    Bu sürece zemin hazırlayanlar, bu organizasyonu kuranlar elbette gelecekte Türkiye’yi yönlendirecek projeler için çoktan düğmeye basmıştı. Bu kapsamda Batılı ülkeler, tıpkı “demokrasi getirmeyi vaat ettikleri” ülkelere yaptıkları gibi Türkiye’yi karıştırmaya, Suriyeliler üzerinden “kimlik inşa etmeye” başlamış durumdalar. Türkiye uyurken neler oluyor? İstanbul Arel Üniversitesi’nde 31 Ekim 2018 tarihinde “Suriyeli Kadınları Güçlendirme” adıyla kapsamlı bir proje başlatıldı.

    1 Kasım 2018-1 Mayıs 2019 tarihleri arasında süreceği açıklanan projenin amacı, “Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmen kadınların kadın hakları, mülteci kadın hakları, toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadın sağlığı başlıklarında düzenlenecek çalıştaylarla toplumsal farkındalığın artırılarak bilinçlenmenin sağlanması” şeklinde ifade ediliyor. Ülkelerine birkaç mülteciyi alınca “istifası istenen” Norveç hükümeti projenin en büyük destekçisi! Norveç’in yanı sıra bu projeyi destekleyen çok enteresan kuruluşlar var; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, HayatSür Derneği, Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV), Uluslararası Mavi Hilal Derneği, Arel Üniversitesi Radyo’su, Şişli ve Sultanbeyli Belediyesi… Projeyi destekleyenlerin oldukça enteresan bağlantıları var. Bunlardan biri Hayat-Sür Derneği… Derneğin resmî sayfasındaki “hakkımızda” bölümünde şu ifadelerle karşılaşıyoruz: “HayatSür Derneği; Türkiye’deki yaşayan mültecilere eğitim, psikososyal destek, entegrasyon ve yetenek geliştirme/meslek edindirme alanlarında destek vermeyi amaçlayan bir sivil toplum kuruluşudur…

    Bu amaçla, 2014 yılından bu yana Hatay, Gaziantep ve İstanbul’da özellikle Suriyeli çocuklara, öğretmenlere ve kadınlara yönelik projeler gerçekleştirildi. Suriyeli öğrencilere yönelik ücretsiz Türkçe dil kursları açtık. Devlet okullarına kayıt ettirdik. Çeşitli okul ve eğitim merkezlerine eğitim malzemeleri ihtiyaçlarında destek verdik. Suriyeli girişimci kadınlara ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilecekleri projelerinde maddi ve manevi destek sağladık.

    ” Buraya kadar her şeyi normal kabul edelim. Peki bu dernek, bu eylemleri yapabilecek parayı nereden buluyor? Bağlantıları araştırdığımızda çok enteresan sonuçlara ulaşıyoruz. HayatSür Derneği’nin parası Açık Toplum Vakfı tarafından karşılanıyor. Bir diğer ifadeyle George Soros tarafından! Projenin bir başka destekleyicisi ise Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)… Vakıf sitesine girdiğimizde Kürtçe “Biji Yekitiya Jinan” (Yaşasın Kadın Dayanışması) yazısıyla karşılaşıyoruz. Aynı sitede vakfın faaliyet alanı”..

    Son birkaç yıldan bu yana ise, bu başlıklara ek olarak çoklu ayrımcılığa maruz kalan göçmen kadınlar ve mahpus kadın ve LGBTİ bireylerle dayanışma örgütlemeye çalışıyoruz.” şeklinde tanımlanıyor. “Ayrımcılığa maruz kalan göçmen kadınlar” denilerek, ayrımcılığa uğrayan kadınlar arasında bile “göçmen-göçmen değil” ayrımı yapılıyor! Projedeki bir başka oluşum ise Mavi Hilal Derneği… Derneğin bağlantılarını incelediğimizde “Community Housing Fund, Catholic Relif Service” gibi uluslararası fon kuruluşları dikkat çekiyor.

    Özetlemek gerekirse, Türkiye’deki mültecilerle ilgili Soros ve türevi oluşumlar çoktan devreye girmiş durumdalar. “Türkiye’ye entegrasyon” adı altında ciddi bir siyasi bilinçlendirme yapılıyor. Bu projelerin hiçbirinde mültecilerin geri dönüşü üzerine program yapılmaması sizce normal bir durum mu? Türkiye’ye uluslararası fon kuruluşları ve Batılı ülkelerin eliyle demografik operasyon yapılırken, uyutulmaya devam ediyoruz!”

    yuzdeyuzhaber

  • in

    TRUMP Talimat Verdi ! Gülen iade mi ediliyor?

    İddiaya Göre Gelişmeler Şöyle : Trump yönetimi, FBI, ABD Adalet Bakanlığı ve ABD İç Güvenlik Bakanlığı’na FETÖ elebaşı Gülen’in iadesini sağlayacak yasal yollar bulmalarını talep etti. Trump yönetimi ve Türk yetkililer, Gülen’in Türkiye’ye iade edilememesi durumunda Güney Afrika’ya gönderilmesi konusunda da müzakerelerde bulundu.

    Trump yönetimi, FBI, ABD Adalet Bakanlığı ve ABD İç Güvenlik Bakanlığı’na FETÖ elebaşı Gülen’in iadesini sağlayacak yasal yollar bulmalarını talep etti. Trump yönetimi ve Türk yetkililer, Gülen’in Türkiye’ye iade edilememesi durumunda Güney Afrika’ya gönderilmesi konusunda da müzakerelerde bulundu.

  • in

    OZAN ARİF DİYANET BAŞKANINA ÖYLE BİR VURDU Kİ SARAY BİLE SALLANDI…

    Adı: Ali Erbaş Ünvanı: Prof.muşşş!..İşi: Diyanet İşleri BaşkanıDiyanet işleri başkanı diyorum ama kesin emin değilim!Sebebine gelince;Diyanet işleri başkanı mı?Yoksa hıyanet işleri başkanı mı? Şüphedeyim!Hatta soyadı Erbaş mı veya “Şerbaş”mı ondan da kuşkuluyum!

    Ben bunun adam olmadığını ta Tayyip Erdoğan tarafından o göreve atanınca anlamıştım.Görevi teslim alış konuşmasında ne mal olduğunu ortaya koymuştu bu Bay Prof!O nedenle son dangalaklığına pek şaşırmadım.Bu zevatın şamyeli bir yerde patlayacaktı ve patladı…

    Göreve başlarken kullandığı ve beni son derece rahatsız eden o cümlesini hiç unutmadım, o cümleyi yazmadan önce bir hususta kanaatimi belirtmek isterim!Ben Şehitlerimizin kategorize edilmesinden, ayrışıma tabi tutulmasından son derece rahatsızım.

    Gerçi geçirmekte olduğum hastalık dolayısıyla son zamanlarda biraz aksattım ama nerde ise her Cuma hem Anamın-Babamın, hem ilkokul öğretmenimin mezarlarını hem de şehitlerimizin mezarlarını ziyaret için Samsun Kıranköy Mezarlığına giderim.Demem o ki; Samsun “Kıranköy Mezarlığı”nda hiç tasvip etmediğim bir durum var!O mezarlıkta İki tane şehitlik mevcut!Birisi “askeri şehitlik”, diğeri “polis şehitliği” diye çevrilmiş.

    Sizi bilmem ama bu durum bana tuhaf geliyor!Şehit şehittir…Şehitleri veya mezarlarını ayrıştırmak neden?Zaten şehitlerimizle ilgili bilgiler mezar taşlarında yazmıyor mu?Neden şühedanın yan yana yatmasına müsade etmezler anlamıyorum…

    Şimdi hal böyle iken gelelim şu sözde Diyanet İşleri Başkanının daha işe başlarken yaptığı büyük gafa…Kendisi şu Fetönün meşhur Abant toplantılarının müdavimlerinden olmasına rağmen, sırf kendini atayanlara yağdanlık, onlara yalakalık yapmak için göreve başlama konuşmasında şehitlerden bahsedip;

    “15 Temmuz şehitlerimiz başta olmak üzere kanlarıyla bu toprakları bize vatan kılan bütün şühedanın emanetine sahip çıkıp şehit ve gazilerimize milletçe sadakatimizi göstermek için…”çalışacağını işaret etmişti…Şimdi ne var bu cümlede diyenleriniz olabilir.Bana göre çok şey var efendim!..Ne demek “ 15 Temmuz şehitlerimiz başta olmak üzere…”?Şehitleri ayrıştırmanın, bazılarını başa koymanınanlamı ne?Sormak lazım bu beyfendiye(!) Türk’ün şanlı tarihi boyunca verdiği diğer şehitler hangi sıradalar acaba?Başta 15 Temmuz şahitleri varsa, o zaman mesela sonda hangi şehitlerimiz var?

    Çanakkale şehitlerimiz, Kurtuluş savaşı şehitlerimiz sondan kaçıncı sıradalar acaba?Şahsen ben merak ediyorum…Mesela geçen gün vatanın göbeğinde, vatan için donarak şehit olan,daha dün Hakkari’de birilerinin ihmali sebebiyle cephane infilakı ile şehit olan yavrularımız veya bugün vatan hainlerinin puşt pusularına, bombalı tuzaklarına düşerek şehadet şerbetini içen Mehmedcik’lerimiz Bay Başkanın listesinde hangi sırayı teşkil edecekler merak ediyorum.Bütün bu gafları yetmiyormuş gibi;

    Sen tut;TC’yi, yani bu devleti kuran, hatta şu an için başkanı olduğu, koltuğunda oturduğu Diyanet İşleri’nin bile kurucusu olan M.Kemal Atatürk’ün vefat yıl dönümü(10 Kasımın’ın) arefesinde, yani 9 Kasımda ömrünü Atatürk’e küfür etmekle geçirmiş Kadir Mısıroğlu denen zatı evinde ziyarete git…

    Sen tut;“10 Kasımlarda o saat gelince kenefe gidin” diyen bir kenef maddesi beyinliyi evinde ziyarete git…Sen tut;“ Keşke Türkler değil de, Yunanlılar kazansaydı” diyen bir hainin, bir tarih sapığının ayağına ziyarete git…Hemde öyle sıradan bir kıyafetle değil ha…Diyanet İşleri Başkanlık sarığı ve cübbesiyle, yani makam kıyafetiyle…Şimdi bu hıyanet değil de ne?Şimdi bu soysuzluk değil de ne?Şimdi bu şerefsizlik değil de ne?

    Ondan sonra Ozan Arif konuştuğunda konuştu diyorlar…Bu zat acaba 10 Kasımla ilgili üzerine düşen bir yığın görevden herhangi birini yaptı mı?En basiti Devletimizin, Cumhuriyetimizin banisi olan Atatürk’ün hiç olmazsa bir-iki cümle ile anılması hususunda müftülüklere bir talimat verdi mi?

    Ben duymadım.Ama Atatürk düşmanı olan Kadir Mısıroğlu gibi birini evinde ziyaret etmesini, ona hediyeler taktim etmesini, hediye verirken resim çektirmesini, hatta bu resimleri basına servis etmesini çok iyi biliyor…Bu var ya, bu resmen bu devlete meydan okumaktır.

    Ben yaşım itibarı ile o koltuğa oturan çok kıymetli başkanlar gördüğüm gibi bir-kaç adi tip de gördüm!Lakin inanın bu kadar adisini görmedim.Şimdi geçelim bu K.Mısıroğlu denen müptezele…Size bir şey söyliyeyim mi?Ben belli bir yaşa gelene kadar bu Kadir Mısıroğlu denen laf ebesinin adeta hayranı idim.Okumadığım çok az kitabı vardır…

    “Yunan Mezalimi”nden, “Moskof Mezalimi”ne… “Sarıklı Mücahitler”den tutun içi yalan ve iftiralarla dolu “Rıza Nur’un Hatıratları”na varıncaya kadar çoğunu okudum…Ne zaman ki Frankfurt’ta “Elbe Str.”deki bir büroda kendini birebir tanıdım.Orda benim indimde sıfırı tüketti…Baktım ki Atatürk düşmanlığını manyaklık derecesinde ideoloji haline getirmiş bir zavallı var karşımda…Ha şimdi neden diyenleriniz olabilir!

    Nedeni var mı arkadaş ? En basiti;Sen tutacak Ege bölgesinin işgalinde (İngiliz gözlemcileri tarafından tutulmuş) Yunanlıların nasıl yıkıp yaktıklarını, nasıl ırz düşmanlığı yaptıklarını, nasıl anaların karnından süngü ile bebekleri karın deşerek çıkarttıklarını anlatan raporlardan oluşmuş “Yunan Mezalimi” adlı kitabı yazacaksın,Şimdi de tutup;“ Keşke Türkler değil de Yunanlılar kazansaydı…” diyeceksin.Bu sadece alçaklık değil, bu alçaklıktan öte bir şey…Bu tam bir çukurluk, bu tam bir kahpelik…Almanya’da laf cambazlığı ile topladığı paraları, madur ettikleri gurbetçileri, bunun yüzünden yıkılan yuvaları hiç yazmak istemiyorum…

    Çünkü öyle bir yüzsüz ki, çamura atsan solucan, suya atsan sülük olur sülük…Odalarda yaptığı sohbetlerle genç genç yavrularımızın beynini yıkamaktan, onları ağzından tükrükler saçarak yaptığı konuşmalarla birer Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı haline getirmekten başka hiç bir özelliği yoktur…İstiklal Marşımızın ve Çanak Kale Şehitleri şiirinin yazarı olan Mehmet Akif Ersoy’a bile pezeve. k diyecek kadar pezev… ngleşen biridir.

    İşte bu sebeple 10 Kasımın Arefesinde yapılan ve Türkiyenin gündemine düşen bu ikilinin buluşması beni hiç şaşırtmadı…Zira bir foseptikte idrarın necaseti ziyaret etmesi kadar normal bir şey olamaz.Bana göre birbirlerine çok uygunlar.

    Sonra beni foseptikte buluşanlar değil de, yemek masasında buluşanlar daha çok düşündürüyor!Ama inanın bunların bir taraftan da faydası var!Nasıl yani demeyin.Bilmiyorum farkında mısınız?!..Bunların sayesinde idrak edemeyenler bile artık Atatürk’ün ne büyük bir lider olduğunu yavaş yavaş anlamaya, idrak etmeye başladı…

    Ozan Arif
    12 Kasım 2018
    Samsun.

  • in

    Emine Erdoğan’a sürpriz çağrı ! Erdoğan’a söyleyin…

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Cumhurbaşkanı, Erdoğan’a yüklendi. Emine Hanım’a çağrı yapan Akşener, ‘Hanımefendiden istirhamımız esleri beyefendiye ‘biraz da evde oturmasını’ söylemesidir’ dedi.

    Akşener, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü nedeniyle kaleme aldığı ve kadın sivil toplum kuruluşlarına gönderdiği mektubu parti genel merkezinde bir araya geldiği kadın gazetecilerle paylaştı. Mektubunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik eleştirilerde bulunan Akşener şu ifadelere yer verdi: “O Cumhurbaşkanı ihtiras tramvayına binmiştir. Başkanlık ihtirası, insanlara insan gibi bakmasını engellemekte, sadece oy sayısı gibi görmesine yol açmaktadır. Kendisi için, başkanlık uğrunda feda edilemez bir şey yoktur. Bugün ülkemizde, ihtiras ağına düşmüş Cumhurbaşkanını şikâyet edecek, kontrol edebilecek tek bir yer kalmıştır, o da Emine Erdoğan hanımefendinin kendisidir. Hanımefendiden istirhamımız eşleri beyefendiye ‘biraz da evde oturmasını’ söylemesidir.

    KADINLAR İÇİN NELER YAPACAĞIM?

    “Erken seçim olacağına hala inanıyorum. Biz erken de olsa, 2019’da da olsa bu seçimleri kazanacağız” diyen Akşener, şunları söyledi: Sayın Erdoğan sadece padişah olmayı, kral olmayı istese anlarım. Sayın Erdoğan bu ülkenin babası sanıyor kendini. Evin otoritesini sağlayan, bazı çocuklarını seven, bazılarından nefret eden bir baba gibi görüyor. Biz onun evindeki kadınlar, kız çocukları gibi yaşayamayız. Kuvvetler ayrımının olduğu hukukun üstünlüğünün ön planda olduğu samimi bir hukuk reformunun olduğu Türkiye için çalışacağız.

    İTTİFAK AÇIKLAMASI

    Açıklamasında, AKP ve MHP arasındaki ittifaka da değinen Akşener, işbirliğini adının ‘Cumhur’ değil ‘Cukka İttifakı’ olduğu söyledi. Bugün Bahçeli’yle işbirliğine giden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte ülkücülere ve MHP’ye yönelik “Bunlar kandan beslenen vampirler” “Bunlar doğru konuşmazlar. Dürüst davranmazlar. En iyi yaptıkları iş, kışkırtmaktır.” şeklindeki söylemlerini hatırlatan Akşener şu ifadeleri kullandı: “Sürekli çemkiren, iftira atan bir tablo karşımızda. Sayın Erdoğan’ın milliyetçilik bilgisi zayıf, tarih bilgisi de yok. Kızılelma söyleminden de habersiz. Ama görülüyor ki şimdi ‘bozkurt’a da sahip çıkılıyor. Ben şimdi soruyorum Sayın Bahçeli’nin odasındaki pili çıkarılmış saat duruyor mu? Sayın Erdoğan, Bahçeli için söylediği sözler için özür diledi mi?’

    Mektubunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik eleştirilerde bulunan Akşener şu ifadelere yer verdi:

    Ülkemizdeki mevcut koşullar, kadına, çocuğa dair sorunların çözülmesi şöyle dursun giderek derinleşmesine neden olmaktadır. Kadına ve onun temsil ettiği tüm alanlara dair çözümler asla ve kat’a kadınla empati kurmayan, kuramayan, buna niyetli de olmayan bir yönetim anlayışla çözülemez. Bu gerçeğin sizler de farkındasınız. Biz kadınların hep birlikte olarak korku duvarını yıkmaktan başka çaremiz bulunmamaktadır.

    ‘EMPATİ YOKSUNU CUMHURBAŞKANI VAR’

    Sizler de çok iyi bilmektesiniz ki, bugün ülkemizde kontrol dışı, denetlenemez, empati yoksunu bir cumhurbaşkanı vardır. O Cumhurbaşkanı, çocuklarımızın eğitim durumundan, bir kısmının uğradığı tacize, kadınlarımızın yaşadığı şiddet ve cinayetlerden, çalışma koşullarına kadar her duruma, sadece ve sadece kendi gücüne hizmet
    edecek bir çerçeveden bakmaktadır.

    Çünkü, O Cumhurbaşkanı kadınların ve çocukların sorunlarına odaklanamayacak kadar kendisine odaklanmış durumdadır. O Cumhurbaşkanı ihtiras tramvayına binmiştir. Başkanlık ihtirası, insanlara insan gibi bakmasını engellemekte, sadece oy sayısı gibi görmesine yol açmaktadır. Kendisi için, başkanlık uğrunda feda edilemez bir şey
    yoktur. Bugün ülkemizde, ihtiras ağına düşmüş Cumhurbaşkanını şikayet edecek, kontrol edebilecek tek bir yer kalmıştır, o da Emine Erdoğan hanımefendinin kendisidir. Hanımefendiden istirhamımız eşleri beyefendiye ‘biraz da evde oturmasını’ söylemesidir. Türkiye’yi bu ihtiras ağından kurtaracaksa kadınlar kurtaracaktır

  • in

    AKP’LİLERE ÖYLE BİR MEKTUP YAZDI Kİ…

    Muhafazakar kimliği ile bilinen Gazeteci Levent Gültekin, Diken’de ‘AK Partililere’ başlığı ile bir yazı kaleme aldı. Gültekin, yazısında AKP’lilere Erdoğan’ı seçmeleri halinde olacakları çarpıcı bir dille anlattı.

    ” Sevgili AK Partililer,24 Haziran’da seçime gidiyoruz.Bu seçim ülkemizin kader seçimi.Sizin, bizim… hepimizin hayatı, yaşamı, geleceği, çocuklarımızın hayatı… yani geleceğimizin belirleneceği bir seçim.Neden mi kader seçimi?Anlatayım.

    Biliyorsunuz 16 Nisan referandumu ile cumhurbaşkanlığı sistemi adı altında bütün yetkilerin tek bir kişide toplandığı bir sisteme geçtik.24 Haziran, işte o “tek adam” rejiminin uygulamaya konulup konulmayacağının seçimi.Tek adam rejimlerinde devlet bir parti devletine dönüşüyor.

    Aynen Irak’ta, aynen Suriye’de aynen Libya’da, aynen Kuzey Kore’de olduğu gibi.Tüm ülkenin kaderi bir kişinin iki dudağı arasına teslim oluyor.Böyle rejimlerde güçlü kurumlar yok, değerler yok, liyakat yok, denetleme yok, hesap verme yok.Tek adam rejimiyle yönetilen ülkelerin durumu ortada.

    Irak, tek adam rejimine teslim olduğu için bu halde.Suriye bir parti devletine dönüştüğü için büyük bir yıkım yaşadı. Libya hakeza…Son olarak tek adam rejimine geçen Venezuela’nın haline bakın.Açlık, yoksulluk, iç çatışmalar… Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkelerinden biri olmasına rağmen büyük bir yıkım yaşıyor.

    Sevgili AK Partililer,Bu ülke hepimizin. Hepimiz istiyoruz ki bu ülkede ağız tadı ile huzur içinde yaşayalım.Hepimiz istiyoruz ki dünyada saygın ülkeler arasında yerimizi alalım.Ekonomide sorunlarımız var, eğitimde sorunlarımız var. Bilimde, sanatta, teknolojide… birçok alanda dünyanın fazlasıyla gerisinde kaldık.Bu iktidardan önce de sorunlarımız vardı şimdi de var.Dişimizi sıkar, el ele, omuz omuza verirsek bütün bu sorunları bir şekilde çözeriz.

    Fakat tek adam rejimine geçersek, hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Ülkemiz elimizden kayıp gider. Mahva sürüklenir.Devletin başında kim olursa olsun, tek adam rejimi felaket demektir.Türkiye’nin hayatı söz konusu.

    Sevgili AK Partililer,İktidar ülkemizi yıkıma götürecek bu tek adam rejimini tesis etmek için sizin dini ve milli duygularınızı istismar ediyor.“Alnı secde gören cumhurbaşkanı, anlı secde gören bakan, alnı secde gören genelkurmay başkanı…” hamasetiyle kendilerine iktidar alanı açıyorlar.Bir düşünün alnı secde gören siyasetçinin, yöneticinin size, bize, ülkemize nasıl bir yararı var?Onların yaptıkları haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin faturasını hepimiz ödüyoruz.

    Mesela “Dindar cumhurbaşkanı” yazlık, kışlık ayrı ayrı saraylar yaptırıp sefa sürerken siz, biz hepimiz yoksullukla boğuşuyoruz.“Alnı secde gören” yöneticilerimiz “Her şey din, dindarlık için” diyerek özel uçaklarla, lüks makam araçlarıyla lüks şatafat içinde yüzerken 40 milyon insanımız yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

    Kendi çocuklarını, torunlarını Fransız okullarına gönderirken, bizim çocuklarınızı zorla gelecek vaat etmeyen imam hatiplere gönderiyorlar.Kendi çocukları lüks ve şatafat içinde yaşarken, bizim çocuklarımızı millilik duygusu ile ölüme gönderiyorlar.

    “Dini, dindarlığı yüceltiyoruz”, “az kaldı bu sefer tamam”, “bu seçim milat” diyerek size her seçimde yalancı bir cennet vadediyorlar.7 yıldır her seçim aynısını söylüyorlar ama her seçimden sonra ülke olarak her alanda biraz daha kötüye gidiyoruz.

    Bu süreçte Müslümanlık büyük yara alırken, onlar güçlerine güç, zenginliklerine zenginlik katıyorlar.Onlar yüzünden dindar insan “hırsız, kaba, düşünmeyen, cahil” damgası yedi.

    Onlar yüzünden namaz kılan insana duyulan itimat yerle bir oldu.Bugüne kadar yaptıkları ile Müslümanlığı yüceltmek bir yana, inancı siyasete malzeme yaptıkları için dine, dindarlığa cumhuriyet tarihinin en ağır zararını verdiler.Bütün bunlar ortadayken “Aman dindarlar iktidarı kaybetmesin” yalanı ile sizin o temiz duygularınızı istismar ediyorlar.

    Sevgili AK Partililer,Dindarlar, aleviler, Atatürkçüler, solcular, şunlar bunlar yok.Hepimiz bu ülkenin evladıyız.Hepimiz huzur istiyoruz.Hepimiz ülkemiz daha iyi olsun diye çabalıyoruz.

    Hepimiz çocuklarımıza yaşanabilir bir ülke bırakma derdindeyiz.Hepimiz istiyoruz ki çocuklarımız şu ülkede huzurla, dostça, kardeşçe yaşasınlar.Bizim düştüğümüz “bizden- onlardan” ayrımına çocuklarımız düşmesin, bunun bedelini onlar da ödemesinler.Medyada, sosyal medyada size hakaret eden, aşağılayan, sizi ötekileştiren üç beş kendini bilmeze bakarak toplumun diğer kesimleri hakkında bir kanaate varmayın.

    Geçmişte hepimiz hata yaptık. Hepimizin yanlışları oldu.Hepimiz bu hatalarımızdan ders çıkardık.Toplumun her kesiminde barışçı, dürüst, saygın, temiz insanlar çoğunlukta.

    Bu ayrımcılığa son verip ele ele verirsek bütün sorunların üstesinden gelebiliriz.Türkiye artık eski yasakçı günlerine istese de dönemez.İktidarın “Biz gidersek yasaklar yeniden başlar” yalanına inanmayın.Bu mümkün mü?Kimsenin buna gücü yeter mi?..

    Sevgili AK Partililer,Ne bir partinin taraftarı, ne sempatizanı ne de mensubuyum.“Filan partiye oy verin” çağrısı yapmıyorum.Size, bu ülkeden başka bir yerde yaşayamayan, ülkesi için endişelenen biri, bu ülkenin bir evladı olarak sesleniyorum:Ülkemizi yıkıma götürecek tek adam rejiminin tesisine onay vererek hepimizin yaşamını, ülkemizin geleceğini tehlikeye atmayın.Vereceğiniz bu onayla çocuklarımızın hayatını, geleceğini karatmayın.Sizin vereceğiniz oylarla tek adam rejimi kurulursa bu ülke yaşanmaz hale gelecek.Hiçbir şey yapamıyorsanız, mevcut aktörlerden birine oy veremiyorsanız bile tek adam rejimi kurma heveslisi mevcut iktidara da oy vermeyin.Vermeyin ki ülkemizin yaşayacağı muhtemel yıkımın ortağı olmayın.Vermeyin ki yaptıkları, yapacakları haksızlıkların vebalini yüklenmeyin.

    Umarım bu seçim hepimizin dostça, kardeşçe, özgürce, eşit, huzur içinde yaşayacağımız; yoksulluğun, kavganın, dışlamanın, ayrımcılığın olmadığı bir ülke olmanın ilk adımı olur.”

  • in , , ,

    Bekir Coşkun Tayyip Erdoğan’ı Fena Tİ’ye Aldı … İşte O yazı : İnanan varsa bu yazıyı okumasın

    Bekir Coşkun’un Yazısında İroni Üzerine İroni Var. Yazının Tam Metni :

    Niçin kimse ona inanmıyor?..“Ben CHP döneminde 70 kişilik sınıflarda okudum” dedi…CHP 1950’de iktidarı yitirmişti, bu dört yıl sonra, 1954 doğumlu…Millet fesat, inanmadılar…Bu kez “Üniversite diploması yok” diye iftira attılar…Diplomanın çıktısını gösterdiler…Ama diplomayı veren okul bulunamadı…Okul bulundu, bu sefer diplomayı verdiği tarihte o okul yokmuş…

    “Dedem rahmetli Sarıkamış’ta silahına sarılmış vaziyette şehit oldu” dedi…İnanmadılar…Darbe…Yüzlerce tank sokağa çıktı, TBMM bombalandı, çatışmalarda 248 insan öldü, televizyonlar eli silahlı darbecileri aylarca yayınladılar, suçlular yakalandı…“Darbe” olduğuna inanan yok…

    Seçimler…30 seçimden bir tekinin sonuçlarına inanan varsa, bu yazıyı okumasın…“Uçak alındı” dediler, kimse inanmadı…“Hibe edildi” dediler, inanılmadı…Geriye sadece uçağın kalkıp kendi başına gelmiş olması ihtimali kalıyor…

    “Kriz yok” diyor…Niçin inanmıyorsunuz?..İşte benim güvendiğim şey bu:Bu tek adamlık, bu yeni rejim, bu saray, bu saltanat doğru değil…Dün açıklandı; Anıtkabir’e 29 Ekim günü gidenlerin sayısı, cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı; 1 milyon 96 bin…O gün tüm ülkede, hiç görülmediği kadar yürekler alev alevdi…Çünkü bu ülkenin tek doğrusu vardır:

    Cumhuriyet…

  • in

    Erdoğan’nın Soyu Nereye Dayanıyor ?

    ERDOĞAN’IN SOYU NEREYE DAYANIYOR?

    İşte araştırmacı-yazar Oğuz Hakan Göktürk’ün ortaya çıkardığı gerçekler.E-kitap olarak satışa sunulan kitapta, Erdoğan ailesinin kökeni olan “Bakatoğlulları” ile ilgili şu ifadelere yer alıyor;“(…)Gürcü Bagratuniler, Osmanlı Devleti’ne en fazla direnen unsurlardan biriydi. Safevilerin ve Osmanlıların Kafkasya’daki çekişmeleri, Gürcü Bagratunilerin varlıklarını devam ettirmelerindeki en önemli faktördü. Osmanlı devletinin Gürcü Bagratuni kralları üzerine düzenlediği seferlerin bir sonucu da bunların asilzadelerinin farklı bölgelere sürgün edilmesiydi.Bir kısım Bagratuni aileleri, İstanbul’da esaret altında tutulurken, bir kısmı da Trabzon, Potamya (Rize) taraflarına zorunlu iskân edilmişlerdi.(…)”
    ….
    “Doğu Karadeniz’e doğru yayılmış olan Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları da bu sınıfa dâhildi. Gürcü Bagratuni ailesi olan Bakatoğulları diğer ayanlardan farklı olarak Osmanlı Devleti’ne hiçbir zaman itaat etmemişti.”Yani kitaba göre Erdoğan’ın dedeleri Osmanlı’ya itaat etmemişti.

    Şİİ-İRAN ETKİSİ VAR

    “Erdoğan’ın kökeni” ile ilgili yeni bir tartışmaya kapı açan kitap, Recep Tayyip Erdoğan’ın dedesinin ismi olan Teyyup isminin tarihte ve günümüzde Ağrı, Iğdır ve Tuzluca yöresinde de kullanıldığını hatırlatarak şu iddiada bulunuyor:Ağrı-Iğdır-Tuzluca, Şii-İran kökenli nüfusun yoğun yaşadığı bir bölgedir. İran’dan Potamya’ya göçler olduğu bilinmektedir. Teyyub isminin hem Iğdır-Tuzluca hem de Potamya’da kullanılması bu iki bölgeye İran’dan göçler olmasının bir sonucudur.

    Zira Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2014 yılındaki İran ziyaretinde “ikinci evimizdeyiz” açıklaması İran’ın Potamya’ya etkisinin tarihsel ve coğrafi olarak ifadesidir. Recep Tayyip Erdoğan’ın aile büyükleri içerisinde yer alan Havuli, Fatuli ve Farfuli gibi isimlere sadece Potamya’da rastlanılmaktadır.”

    BAGRATUNİLER “PAPAZ ELBİSESİ” İLE SIZDILAR

    Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken söylediği “Demokrasi bir araçtır. Müslüman’ın laik olması mümkün değildir. Eğer benim emir-komuta merkezim bana Papaz elbisesi giyeceksin diyorsa, Papaz elbisesini giyer, bu şekilde gider görevimi yaparım.” sözlerinin hatırlatan yazar,Bu sözün de “tarihsel bir gerçeğin ifadesi” olduğunu belirterek şunları yazdı:“Zaten Bagratuniler, Gürcüler ve Ermeniler içerisine papaz elbisesi giyerek sızmışlardır. Bu söz, Bagratuniler’in Ermeniler arasına sızma mantığının dışa vurumundan ibarettir.”

    TAYYİP ERDOĞAN’IN EŞİ EMİNE ERDOĞAN

    Kitapta Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile ilgili iddialara da yer verildi. Emine Erdoğan’ın, Siirtli Gülbaran ailesinin kızı olduğunun belirtildiği kitapta, Gülbaran ailesi ile ilgili şu ifadelere yer verildi:“Emine Erdoğan, Siirtli Gülbaran ailesinin kızıdır. Gülbaran ailesinin kökenlerinin dayandığı Siirt’te önemli sayıda Yahudi, Ermeni, Süryani, Nasturi, Keldani ve diğer Hıristiyan unsurların yaşadığı bilinmektedir.(…)

    BAGRATUNİ KRALI AŞOT’UN KARDEŞİ NASRA

    Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nasra, tarihin derinliklerinden gelen çok önemli bir isimdir. 870’li yıllarda yaşayan Bagratuni Kralı Aşot’un kardeşinin adı olan Nasra, yüzyıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşi olan Emine Erdoğan’ın büyük ninesi Nasra ile tarih sahnesine çıkacaktır.Nasra ismi günümüzde, Güneydoğu, Doğu Anadolu’da Ermeni ve Süryani görünümlü Bagratuniler tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.(…)

    YAHUDİ CASUSLUK ÖRGÜTÜ NİLİ

    Emine Erdoğan’ın büyük ninesinin ismi olan Nili, kadim Yahudi isimlerindendir. I.Dünya Savaşı’nda Ortadoğu’da Osmanlı Devleti’ne karşı casusluk faaliyetinde bulunan Yahudi terör örgütünün adı da Nili’dir.(…)”

    TARTIŞMALAR DEVAM EDİYOR

    Erdoğan’ın kökeni ile ilgili tartışmaları daha önce yazar Ergun Poyraz, yazdığı “Musa’nın Çocukları” isimli kitapla gündeme getirmişti. Söz konusu kitap Ergenekon davasına da konu olmuştu. Poyraz için ise mahkeme 29 yıl hapis cezası kararı vermişti.Yine gazeteci Soner Yalçın “Kayıp Sicil, Erdoğan’ın Çalınan Dosyası” kitabında Erdoğan ailesi ile ilgili detaylı bilgilere yer vermişti.

    Anlaşılan Erdoğan’ın “kökeni” ile ilgili tartışmalar bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.Sözü Soner Yalçın’ın şu cümleleri ile bitirelim:“Kim kendini hangi inanç ve etnik kimlikle tanımlıyorsa, benim için “doğru” odur.Erdoğan “Gürcü’yüz” diyorsa, öyledir. Emine Hanım “Arap’ım” diyorsa doğrudur.”

Daha fazla göster
Congratulations. You've reached the end of the internet.