• in

    YSK Başkanı’ndan flaş ‘hayali seçmen’ açıklaması!

    Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Güven, Türkiye’de mevcut seçmen sayısının 57 milyon 93 bin 985 olduğunu açıkladı.

    Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven, Türkiye’de mevcut seçmen sayısının 57 milyon 93 bin 985 olduğunu açıkladı. Güven, ‘sahte seçmen de hayali seçmen de yok’ dedi.

    YSK Başkanı Sadi Güven şu açıklamaları yaptı:
    24 Haziran seçimlerinde 736 iken bu seçim döneminde beyan edilen yerleşim yerinde oturmadığı için kaydı dondurulan seçmen sayısı 56 bin 495.

    Mükerrer seçmen de sahte seçmen de hayali seçmen de yok.

    Seçmen kütüklerinde 100 yaş üzerinde 6 bin kişi görünce, şüphelendiğimiz kayıtları incelettik. Bu 6 bin kişi, ölü olanlar kayıttan düşüldü.

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Suriyeliler kesinlikle oy kullanamaz.

    Seçmen listeleri askıya çıktıktan sonra 165 kişiyle ilgili ihbar geldi. 7 kişinin sağ olduğu, diğerlerinin öldüğü belirlendi. 7 kişi dışındaki vatandaşlar seçmen kütüğü listesinden düşüldü.

    YSK olarak bu işte ciddi manada hassasiyet gösteriyoruz ve seçmenlerimizin gerçek yerlerinde oylarını kullanmasını için elimizden geleni yapıyoruz, yasa da onu emrediyor. Hakimlerimize bu konuda resen inceleme yetkisi de verdik.

  • in , , , ,

    Yılmaz Özdil Yazdı : HAKARET , KÜFÜR GIRLA …

    Yılmaz Özdil’den 2500 liralık Mustafa Kemal kitabı eleştirilerine yanıt.Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in ‘Mustafa Kemal’ kitabının özel basımı büyük olay yaratmıştı. Özdil, bugünkü yazısında eleştirilere yanıt verdi.

    Yılmaz Özdil’in ‘Mustafa Kemal’ kitabının 1881 adet basılarak 2 bin 500 liradan satışa sunulması, kamuoyunda büyük tartışmalara neden oldu. Özellikle kitabın basımını yapacak olan yayınevine sosyal medya üzerinden büyük tepki yükselirken, konuyla ilgili olarak yazar Yılmaz Özdil’den bugünkü yazısında açıklama geldi.

    “Türkiye’de gelmiş geçmiş tüm zamanların en yüksek tirajına ulaşan “Mustafa Kemal” kitabının koleksiyon versiyonu yarın çıkıyor.” diyen Özdil, “Sadece 1881 adet. Seri numaralı. Bir daha asla basılmayacak. Dünyada sadece 1881 kişide olacak. Saat 9’u 4 geçe ararsanız veya tıklarsanız, cevap alamazsınız. Saat 9’u 45 geçe ise, çok geç olabilir. Söylemedin demeyin. Tam 9’u 5 geçe başlayacak.” ifadelerini kullandı.

    Kitabı hazırlama nedenine değinen Özdil, şunları söyledi:”Bu çok özel kitabı niye hazırladık?Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış binlerce kitap var. Ama… Atatürk hakkında ilaç için bir tane bile koleksiyon değeri taşıyan prestij kitap yok. Dünyanın önemli kütüphanelerindebulunacak, Anıtkabir gibi en önemli adreslerde sergilenecek, bir tek prestij kitabı yok. Bunu kendimize görev edindik. Mustafa Kemal’e boynumuz borcu olarak hissettik.

    Ve aslında bu kitabı, satın almak isteyenler için üretmedik. Mustafa Kemal için ürettik. Mustafa Kemal’e yakışır olması için ürettik. “Limited edition” tabir edilen sınırlı sayıda üretim biçimi, gelişmiş ülkelerde geleneği olan bir yayın biçimidir. Herkes için üretilen, herkesin alım gücüne hitap eden sıradan baskının yanısıra, koleksiyonerler ve özel meraklılar için basılır. Nedrettir. Nadirdir. Ulaşılması, sahip olunması, paran olsa bile, imkansıza yakındır. Bir daha basılmayacağı sözü verilmiştir. Bugün yüksek zannettiğin fiyat, son kitap satıldığı anda katlanır.Fiyatı artık yayıncı değil, kitaba sahip olan kişi veya kurum belirler. Dolayısıyla, sınırı yoktur.

    Kitap sayısı sınırlı, bedeli sınırsızdır. Ben çok zenginim alayım diyemezsin. Satanı bulamazsan, geçmiş olsun.” Evini soysalar, altını mücevheri gidip yeniden satın alabilirsin. Bir kitap çalınırsa milyarder ol, yerine koyamazsın. Kırmızı Kedi hafta sonunda bir basın duyurusu yaptı, Mustafa Kemal kitabının 1881 adetlik koleksiyon serisinin fiyatını 2 bin 500 lira olarak açıkladı. Anında… Haysiyet celladı yandaş koro ve ikinci cumhuriyetçiler tarafından planlı, organize şekilde linç kampanyası başlatıldı. Atatürk’ü istismar ettiğimiz söyleniyor. Atatürk üzerinden dolandırıcılık yaptığımızı söyleyen bile oldu.

    Hakaret, küfür gırla.”Özdil, 2500 liralık kitap hakkındaki ‘Atatürk istismarı’ eleştirilerine ise şu yanıtı verdi:

    “Birincisi…Bu koleksiyon kitabı, elektrik faturası değil.Doğalgaz faturası değil.Ödemek zorunda değilsin.Almaya mecbur değilsin.Mustafa Kemal’i okumak istiyorsan, aynı içerikteki Mustafa Kemal kitabı zaten her bütçeye uygun fiyatıyla var, özellikle internet üzerinden etiket mümkün.İkincisi…Sponsor bulup noter çekilişiyle 1881 talihliye bedava dağıtabilirdik. Ben kendi payıma, Mustafa Kemal kitabının kapağına adımı bile koymadım. Mustafa Kemal’i neden herhangi birşirketin promosyon malzemesi yapayım? Biz bu kitabı Mustafa Kemal’i yüceltmek için ürettik. Herhangi bir holdingi yüceltmek için değil. Çağdaş kuvayi milliyenin yayıneviKırmızı Kedi ve sahibi Haluk Hepkon, Türkiye tarihinin bugüne kadar görmediği bir maliyeti tek başına üstlendi.

    Üstelik risk üstlendi, çünkü, satıp sonradan parasını ödemek üzere üretilmedi, devasa maliyetin tamamı şimdiden ödendi.

    Satılır veya satılmaz diye hesap etmedik, biz aldık. Bu kitap, sponsora değil, halkın kendisine emanet, halka ait.

    Üçüncüsü…Prestij kitaplara bir kaç örnek vereyim. Otomobil efsanesi Ferrari’nin kitabı var, 30 bin lira. Moda ikonu Valentino’nun hayatını anlatan kitap var, 12 bin lira.Marilyn Monroe’yu anlatan kitap var, 6 bin lira. Osmanlı padişahı Üçüncü Selim tarafından saray mimarlığına atanan Antoine Ignace Melling’in gravürlerinden oluşan kitap var, sıkıdurun, 70 bin lira!

    Piri Reis var, 2 bin 200 lira.Evliya Çelebi var, 2 bin lira.Mimar Sinan var, 3 bin lira.

    Bu kitap Sinan’ı istismar etmek için mi hazırlandı, yoksa Sinan’ı onurlandırmak için mi? Elbette onurlandırmak için hazırlandı. Kapadokya var, 4 bin 900 lira. Afrodisyas var, 5 bin 250 lira. Ephesos var, 5 bin 740 lira. İpek Yolu var, 7 bin lira. Anadolu Halıları var, 8 bin 400 lira. Şöyle bir incele, memleketle gurur duyarsın, öylesine muhteşem Muhibbi Divanı var, 2 bin 400 lira.

    Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlıca’ya tercüme ettirilen Klaudios Ptolemaios var, coğrafya kitabı, 3 bin 500 lira. Osmanlı Sikkeleri var, 3 bin 870 lira. Osmanlı Sultanları var, 4 bin 900 lira. Osmanlı Tarihi var, 15 bin lira. Üçüncü Ahmet var mesela, 12 bin 500 lira.

    2 bin 500 liraya kitap olur mu diyenlerin bunlardan haberi var mı? Ya da şöyle sormak lazım… Bize akıllarınca hakaret etmeye çalışanlar acaba kitap okuyor mu?

    Padişahlara prestij kitap yapınca sorun yok, Atatürk için çaba harcayınca “istismar” öyle mi?

    Dördüncüsü…Mustafa Kemal kitabı üzerinden yapılan bağışları bilen biliyor. Elbette çalışmamızın karşılığında gelir elde edeceğiz ama, henüz ne benim, girmedi. Kitap çıkalı neredeyse dört ay oldu,henüz bir kuruş almadık. Kendimizi en sona bıraktık. Ama söz verdiğimiz bağışların tamamı kuruşu kuruşuna ödendi. 1881 koleksiyon serisinin geliriyle de, Mustafa Kemal çocuk serisi finanseedilecek. Buradan elde edilecek imkanlarla Anadolu’daki özellikle köy ilkokullarına daha fazla fırsat yaratılacak, daha fazla çocuğumuzun Mustafa Kemal’le arkadaş olarak tanışması sağlanacak.

    Beşincisi…Bu prestij kitabına elbette sadece 1881 kişi sahip olacak ama, isteyen herkes görebilecek. Yarın sabah Kırmızı Kedi’nin merkezinde olacağım, saat 9’u 5 geçe 1881 adet kitaptan birini parasını ödeyerek satın alacağım. Yılmaz Özdil’e ait bu kitap, Kırmızı Kedi’nin Beşiktaş mağazasında özel korunaklı platforma yerleştirilecek, isteyen her yurttaş Kırmızı Kedi Beşiktaş mağazasına gelerek görebilecek.

    Altıncısı ve en önemlisi…Mustafa Kemal kitabı, karşı devrimcilerin karalama kampanyalarına rağmen, 1 milyon 500 bine koşuyor, tüm zamanların en yüksek tirajına ulaşan kitabı oldu, çıktığı günden beri tam 16 haftadırliste birincisi. Mustafa Kemal kitabının çocuk versiyonu, sadece 25 gün önce raflardaki yerini aldı, sadece 25 günde 2 milyona yaklaştı. Hakaret ediyorlar, küfür ediyorlar, karalamaya çalışıyorlar, yalanlar söylüyorlar, iftiralar atıyorlar ama, durduramıyorlar.”

    “Mustafa Kemal aydınlanmasını bizden sonraki nesillere aktarma sorumluluğumuz var, kararlıyız. Paraya taptıkları için, para için yapmadığımızı kavrayamıyorlar.” diyen Özdil, yazısını şöyle sonlandırdı:

    “Yarın sabah.Saat 9’u 5 geçe.Aklınızı oynatın, aklınızı…Durduramayacaksınız.”

  • in , ,

    Erdoğan’ın ziyaret ettiği genelev

    Erdoğan belediye başkanıyken seçim ziyaretleri kapsamında bir genelevi ziyaret etmiş.Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fazıl Say konserine gitmesi sonrası gündeme gelen tartışmaları geçmiş hatırlatmalı ilginç bir yazıyla değerlendirdi.

    Terkoğlu, Erdoğan’ın 1989 seçimleri öncesi geneleve yaptığı seçim ziyaretini yazdı.Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fazıl Say konserine gitmesi sonrası gündeme gelen tartışmaları değerlendirirken, Erdoğan’ın geçmişte yaptığı ilginç ziyaretleri köşesine taşıdı.

    Eski cumhurbaşkanlarının klasik müzik konserlerine gidişlerinden örnekler veren Terkoğlu, “Sahi, biz bu noktaya nasıl geldik? Bir cumhurbaşkanı ülkenin dünyada en çok tanınan müzisyeninin konserine gidiyor. Herkeste neredeyse “devrim oldu” havası…” ifadelerini kullandı.

    Terkoğlu, “Erdoğan’ın gittiği genelev” başlıklı yazısının ilgili bölümünde ise, Erdoğan’ın ziyaretine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

    1989 yerel seçimleri arifesi. Yine bir mart ayı. Beyoğlu’ndaki genelevde o gün sıra dışı bir hareketlilik var. Mahallenin Milli Görüşçü delikanlısından bir cılız ses duyuldu:

    “Biraz sonra belediye başkan adayımız Recep Tayyip Erdoğan sizleri ziyaret edecek.” Kadınlar şaşkındı. Kimileri başına tülbent aldı. Sarıklı cüppeli bir adam bekliyorlardı. İçeri takım elbiseli, tıraşlı Erdoğan girdi.

    “Biz sizi içine düştüğünüz karanlık dünyadan kurtarmak istiyoruz” sözleriyle niyetini anlatıyor, “oyunuzu, gönlünüzü, desteğinizi istiyorum” diye beklentisini aktarıyordu. Erdoğan’ın genelev ziyareti ilk olmadı. 5 yıl sonraki seçimde de gitti. Sadece oraya değil, meyhaneye de, birahaneye de gitti, içki masalarına daoturdu. Hatta Refah Partisi’ne ikna olan kadınlardan bazıları seçim çalışmalarına katılıp, partiye oy istedi.

    Menzilcilerin kahvesinden kovuldu:O kadar ilginç ki… Erdoğan, seçim gezisinde Menzil Cemaati’nin Eyüp yakınlarındaki kahvehanesine girerken durduruldu. Kahvehane sahibi durumu açıklıyordu: “Menzil’dekiler ‘Biz RP’ye değil başka partiye oy vereceğiz’ dediler. Bunun için sizi içeri alamayız.” Hep kazanan ata oynayan tarikatın müridi, Erdoğan’ın içerdekilere propaganda yapmasına izin vermiyordu. Kavga çıkmasını araya giren o adam önledi: “Efendim, benim dükkânım karşıdaki meyhanedir. Arzu ederseniz size ben orada çay ikram edeyim.”

    Erdoğan, Menzilcilerin kahvesinde bulamadığı sandalyeyi karşısındaki meyhanede buluyordu. Vedalaşırken “Biz de sizin gibi inançlı insanlarız. Biz de bu ülkenin kalkınmasını istiyoruz. Bizi ihmal etmeyin” sözleriyle uğurlandı. Bülent Arınç, o günleri “Meyhanelere birahanelere girmişimdir, şişeleri saklamaya çalışan insanlar görmüşümdür, tanıdığım insanların yüzleri kıpkırmızı olmuştur” diye anlatıyor, “İster oy versinler ister vermesinler, bu bizim toplumla barışma modelimiz oldu” sözleriyle devam ediyordu.

    Milli Görüş’e yakın gazeteci ve dönemin tanığı Fehmi Çalmuk’un Ruşen Çakır’la birlikte yazdığı “Recep Tayyip Erdoğan-Bir Dönüşüm Öyküsü”kitabında bunlardan daha fazlası da anlatılıyor.

    Konuştuğum Çalmuk, “18 kitabım arasından en az satanı” diye anlattı 2001’de çıkan kitabı. Genelev ziyaretine, İlahiyatçı Ali Rıza Demircan’ın Kasımpaşalı kabadayı akrabalarının refakat ettiğini söyledi. Öyle ya, Erdoğan’ın rol modeli de belinde silahı eksik olmayan Kasımpaşalı kabadayı ağabey Sultan Demircan’dı. gerçek gündem

  • in , ,

    7 Haziran’dan Sonra AKP Seçim Kazanamadı

    İlahiyatçı Yazar İhsan Eliaçık hoca, Türkiye’de demokratik bir seçim sisteminin artık sözkonusu olmadığını belirterek, ” Artık kimse seçim kazanmayı falan beklemesin. Ruslar, Türki cumhuriyetler ve ortadoğu ülkelerine öğrettikleri anahtar teslim seçim kazanma metodunu Türkiye’ye de öğretti” dedi.

    Beykoz Kavacık’ta bir kitap kafede gerçekleşen ‘Çağdaş İnsanın Din Hakkında Düşündükleri’ konulu söyleşide konuşan Eliaçık hoca, seçimlere yönelik çok çarpıcı ifadeler kullandı. İşte o açıklamalar!

    “RUSYA HERKESE ÖĞRETİYOR”

    ” Acaba yeryüzünde demokrasinin tam uygulandığı bir ülke var mı? Hayır yok. En pespayesi en yerlerde sürüneni Rusya, Mısır, Türki cumhuriyetler, ortadoğu ülkeleri. İşin dümenini iyi öğrenmişler. Nasıl kandırılır, nasıl demogoji yapılır, nasıl oylar toplanır, sandığa nasıl çökülür, bilgisayar oyunları ile oylar nasıl zafer haline dönüştürülür vs… Mısır’da iki şey 25 sene boyunca Hüsnü Mübarek’in döneminde hiç değişmedi. Birincisi Mübarek’in kazanması ikincisi de ekmek fiyatları. Gramajı düşürdüler ama fiyatı hiç artırmadılar. Tıpkı şimdi bizdeki gibi zam sözcüğü Arapça’dan kaldırıldı. Ayarlama dendi. Millet de bunu kuzu kuzu yedi. Ruslar bunları çok iyi beceriyorlar. Putin 20 senedir hiç değişmiyor. Hep yüzde 70’lerle kazanıyor. Komünist yönetimden kurtulduktan sonra Ruslar tırnak içinde belirtiyorum bu işin ‘puştluğunu’ çok iyi öğrenmiş durumdalar. Ve şimdi onu bize de öğretiyorlar. Orta asya ülkelerine de öğretiyorlar. Önce sandıklara çökeceksiniz, ölenler için oy kullanacaksınız, gelmeyenler için de oy pusulaları ayarlayacaksınız vs bunun böyle beş altı aşaması var anahtar teslimi seçim öğretiyorlar. Bu yönetimin tek şartı yüzde 30’luk bir oy potansiyeline sahip olmak. Buna sahipsen sana anahtar teslimi seçimi garanti ediyorlar. Sonra bizdeki gibi seçime giriyorsun güya yüzde 52 vs. oy alıyosun kıran kırana bir yarış varmış gibi gösteriyorsun. Demokrasi sonuna kadar işliyor görüntüsü veriyorsun. Yok böyle birşey bu çatır çatır bir dümen. Referandumlar falan tamamen tümen.

    “7 HAZİRAN’DAN SONRA AKP KAZANAMADI”

    Benim görüşlerime göre 7 Haziran’dan sonraki bütün seçimlerin iptal olması gerekiyor bütün sonuçları ile beraber. Hepsinde hile var hurda var dümen var. Hiçbirini de kazanamadılar, hepsini kaybettiler. Dünya bunu kabul etti. Azerbaycan, Kazakistan gibi ülkelerin durumuna düştün. Diğer partilere sesleniyorum artık seçim kazanma falan geçti Türkiye’de. Son seçimdeki yüzde 52 yüzde 60 olacak. Sonra 65-70 olacak. Aynı Rusya gibi aynı Kazakistan, Azerbaycan gibi, Türkmenistan, Mısır gibi. Son aşamada ise muhalifler seçimlere katılmamaya başlayacak. Sadece kendi adamları oy kullanacak ve seçimlere katılım oranları yüzde 50’lere düşecek bununla da yüzde 90’larla seçimi aldık olacak. Rusya’da ve diğerlerinde hep böyle olmuştur Türkiye’de de böyle olacak.

    “HALK ONURUNU DA KAYBEDEBİLİR”

    Adım adım Asya ve ortadoğudaki tek adam diktatörlükleri Türkiye’ye yerleşiyor. Bundan sonra seçim kazanma falan yok. Bunca karanlık olaydan sonra adamın çekip gidecek hali yok. Kimse beklemesin bunu. Artık halk kendi liderini, kendi hareketini çıkarmalı. Bununla ancak böyle mücadele edilir. Başka türlü değil. Oğluna pantolon alamadığı için intihar eden bir baba vardı işte bu tür babalarla bu iş olursa olacak. İntihar etmeyecekler gidip Taksim meydanında oturacaklar. Demokratik yöntemlerle haklarını talep edecekler. Tabii halk bunu istiyorsa. Yok memnunsan zaten zaman içerisinde onurunu da kaybedersin. Diktatörlüklerin, tek adamların olduğu ülkelerin çoğunda olan budur. Halkları onurlarını da kaybetmişlerdir.yuzdeyuzhaber

  • in

    Müjdat Gezen: Bu böyle gitmez

    Halk TV’de söylediği sözler gerekçe gösterilerek ifadeye çağrılan ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Müjdat Gezen, 4.imzasını atmak üzere karakola geldi.İstanbul Barosuna kayıtlı bazı üyeler karakola imza atmak için gelen Müjdat Gezen’i yalnız bırakmadı.

    Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan tiyatro sanatçısı Müjdat Gezen, Kadıköy Rıhtım Polis Merkezi’ne gelerek dördüncü imzasını attı.İstanbul Barosuna kayıtlı bir grup avukat Gezen’e destek vermek için karakola geldi. İmza attıktan sonra açıklamalarda bulunan Müjdat Gezen adli kontrol şartına yaptıkları itiraz hakkında şunları söyledi;

    “İtiraz kabul edilmedi. Şimdi burada İstanbul Barosu’ndan arkadaşlar var. Bir insan niye imza verir, yurt dışına kaçmasın, delilleri karartmasın diye. Delil ellerinde zaten. Delilde suç yok. Öteki de yurt dışına kaçmak. Ben kimlerin kaçacağını biliyorum ama söylemem. En son kaçacak herhalde benim. Onun için söylenecek bir şey yok yani.Bu konuda yasa çiğneniyor. Suçumun ne olduğu söylenmiyor. Suçu şöyle tarif ettiler en son. ‘Eleştiri sınırlarını aşmak.’ Eleştiri sınırını aşan bir kişi imza verir mi? Vermez. Hiçbir kanunda hiçbir yasada yok. Ama artık bu ülkede yasaların çiğnenmesi alışılagelmiş bir şey olduğu için, biz de geliyoruz imza veriyoruz. Ama bu böyle gitmez.”

  • in

    Oyun İçinde Oyun Var

    Temiz Seçim Platformu Başkanı Yaşar Okuyan, “Merkezden planlanan, seçim sonucunu etkileyebilecek organizasyon yapılıyor” ifadeleriyle sahte seçmen skandalının geldiği boyutu gözler önüne serdi.

    Temiz Seçim Platformu adı altında seçimlerin sağlıklı sonuçlanması için mücadele veren Çalışma eski Bakanı Yaşar Okuyan, yerel seçim öncesi önemli açıklamalarda bulundu. 2007 yılından itibaren seçimlere “Merkezden müdahalelerin arttığına” dikkat çeken Okuyan, ölü seçmen sayısındaki fahiş artışların da seçime gölge düşürdüğünü savundu. “Benim sülalemde 180 yaşında bir seçmen var” diyen Okuyan, siyasi partilere de çağrıda bulundu.

    ‘SANDIĞI TERK ETMEYİN’

    Sözcü’den Veli Toprak’ın habernine göre Okuyan, “CHP’ye ayrı, diğer muhalefet partilerine ayrı çağrım var. CHP’liler, ıslak tutanaklar ilçe seçim kurulunda birleştirilinceye kadar sandığı terk etmesin. Bu seçim ülkenin geleceğine, bekasına sahip çıkmak için son şanstır. Her seçmen mutlaka oyunu kullanmalı. Çağdaş ülke imajıyla kaldırılan parmak boyası da yeniden getirilmeli” diye konuştu. Okuyan, 31 Mart yerel seçimleri öncesinde ölü seçmen sayısındaki artış ve Temiz Seçim Platformu’nun çalışmaları hakkında şunları söyledi:

    ‘BOYA NEDEN KALKTI?’

    – Eski bakan, Meclis Başkanlığı ya da parti genel başkanlığı gibi üst düzey görevler yapmış isimlerin yanı sıra 130 akademisyen, STK başkanları ve 350 kişilik de aydınlar grubumuz var. Amacımız demokrasinin sağlıklı işlemesi ve seçimin sağlıklı yapılması.

    – Her dönem seçimlerle ilgili şaibe iddiaları olur. Ancak bunlar lokal olurdu. 2007’den itibaren topyekun, merkezden planlanan, sonucu etkileyebilecek organizasyonlar yapılıyor. – Tespit ettiğimiz 100 ayrı nokta var. Parmak boyası yeniden getirilmeli. Aynı kişi 2-3 kez oy kullanıyorsa nereden bileceksin? Niye kaldırdık? Çağdaş bir memlekette misin de eldeki boyayı kaldırıyorsun?

    ‘OYUN İÇİNDE OYUN VAR’

    – Şimdi seçmen listesi de muhtarlıklara asılıyor. Eskiden komşumu da bilirdim, bunu da kaldırdılar. Mahalleyi topyekun liste yaptılar. Gidince ben komşumu görüyordum, yanlışlık varsa uyarıyorduk.

    – Şimdi 286 bin sandığı, Doğu ve Güneydoğu’da yaşananları düşünün. Ölülere oy kullandırıldı. Benim sülalemde 180 yaşında sağ gözüken var. İçişleri Bakanı, ‘2 bin 700’ler civarında tespit ettik, eliyoruz’ diyor.

    ‘KADERİMİZİ ETKİLİYOR’

    – Suriye, Irak, Afganistan, Afrika’dan gelen bir sürü insan var. 38 bin Suriyeli oy kullanacak denildi. Nüfus cüzdanları değişince ölülere de T.C. verildi. O zaman buna dikkat çektim. Oyun içinde oyun var.

    – Niye veriyorsun 50-80-100 yıl önce ölmüş kişiye T.C. numarası? Bana ne, büyük dedemin kimlik numarasından. Cumhurbaşkanlığı, milletvekili seçimi ve referandumda Türkiye’nin kaderini etkileyecek yanlışlıklar oldu.

    – Stalin’in bir lafı var; ‘Oyu kimin kullandığı önemli değil, kimin sayacağı önemlidir’ diyor. Sandık kurullarıyla ilgili endişem var. 10 sene önce bir kanun çıktı. Seçmen listelerinin tanzimi Yüksek Seçim Kurulu’ndan alındı, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ne bağlandı.

    – Şu anda demokrasinin sınırları içinde, sert eleştiri, sert eylem lazım. Eylem diye sokağı demiyorum. Tam tersi, halkı sokaktan uzak tutmak lazım. Çünkü bunların bütün planı ve yabancı istihbarat örgütlerinin amacı iç kaos, kargaşa çıkarmak. O oyuna katiyen gelmemek lazım.

    ‘MUTLAKA OY VERİN’

    – CHP veya İYİ Parti seçmeni, ‘Adaya kızdım, partimin adayı değil’ gibi mazeretleri geçsin. Mutlaka oyunu kullanmak zorundasın. Oyunu kullanmayan, beğenmediği partiye vermiş demektir. Bunun vebali çok büyük. Oyunu kullanmak namus borcudur. Türkiye’nin namusu da sana emanet. Seçim sandığın başında kazanılır.

    – Bu seçim sadece yerel yönetim seçimi değil. Türkiye’nin geleceğinin oylanacağı bir seçim. Senin karşındaki ittifak kurmuş, beka diye çıkmış ortaya. Beka, kendi bekaları.

    ‘100 YAŞIN ÜZERİNDE 6 BİN SEÇMEN BULDUK’

    Seçmen kütükleriyle ilgili ‘hayali seçmen’ tartışmalarını YSK’nın AKP’li ve CHP’li üyeleri de değerlendirdi. AKP’nin YSK temsilcisi Recep Özel, “Seçmen kütüğünde açık görünüyor. Bunlarla ilgili ölüm ya da gaiplik kararı bulunmadığı için böyle bir sonuç ortaya çıkmış” dedi.

    CHP’nin YSK temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu şu bilgiyi paylaştı: “MERNİS’te 100 yaş üzerindeki seçmen sayısı 6 bin küsur kişi. Hepsini inceledik. MERNİS’e de bildirildi. Bunlarla ilgili tüm incelemeler devam ediyor.” YSK ise seçim öncesi aldığı kararla yerel seçimlerde oy sayımında değişikliğe gitti. Buna göre; sandık kurulu başkanı oy pusulasının ön yüzünü herkesin görebileceği şekilde tutacak ve işitebileceği şekilde okuyacak. yuzdeyuzhaber

  • in , , , ,

    İki Yakanız Bir Araya Gelmeyecek Garanti Edebilirim !

    Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in “Durmak yok yola devam…” başlıklı köşe yazısı şöyle:”Gençler endişeleniyor.Soruyorlar…Ne olacak?İzah edeyim.

    1965’te doğdum.1969’da kriz oldu.Uçuyoruz büyüyoruz yalanlarıyla milli servet çarçur edildi, üretmeden tüketildi, bütçe açığı büyüdü, ithalat büyüdü, dışardan yüksek faizli borçlar alındı, Türk Lirası yüzde 66 devalüe edildi.

    1974’te kriz oldu.Kıbrıs’a çıktık, ambargo yedik, bütçe açığı rekor kırdı, dışardan yüksek faizli borçlar alındı.

    1978’de kriz oldu.Refahı arttırıyoruz ayaklarıyla ithalat patlatıldı, kıçında don olmayan sayın köylümüze yedek parçası bile olmayan yabancı marka traktörler aldırıldı, düşük gelirli vatandaş otomobil fabrikalarının önünde kuyruğa sokuldu, henüz kazanmadığı paraları harcaması için takside sokuldu, sayın sosyetemize Milano’dan Paris’ten indirimli kürk seyahatleri organize edildi, devletin borcu 1.8 milyar dolardan 10 milyar dolara çıktı, har vurup harman savruldu, dışardan alınan borçları ödemek için dışardan borç alınmaya başlandı.

    1980’de kriz oldu.Enflasyon yüzde 65’e fırladı, işsizlik yüzde 20’ye yükseldi, geçmiş krizlerden hiç ders alınmadığı için, üretmeden tüketmeye devam edildiği için temel tüketim maddelerinde karaborsa başladı, Türk Lirası yüzde 49 devalüe edildi, yetmedi, bi yüzde 33 daha devalüe edildi, yabancı sermayeye kapılar açıldı, bırakınız geçsinler bırakınız yapsınlar politikası benimsendi, dış borç ikiye katlandı, IMF’nin kucağına oturuldu.

    1986’da kriz oldu.Batan geminin malları misali kamu harcamalarında anormal artış oldu, milletin parasını harcadılar, millet “müthiş zenginleşiyoruz” diye sevindi, bütçe açığı yüzde 150 arttı, tarıma ilk darbe vuruldu, dışardan daha ucuza alırız denildi, dış borç gene ikiye katlandı, Türk Lirası yüzde 10 devalüe edildi, gazetelerimiz o zamanlar da yalakaydı, “mini” devalüasyon denildi.

    1988’de kriz oldu.Bırakınız geçsinler’in neticesinde, sanayiciler bile kendi fabrikalarını kapatıp ithalatçı oldu, dolar 375 liradan 2.150 liraya fırladı, dış borç 49 milyar dolara çıktı, enflasyon yüzde 70’i geçti, stagflasyona girildi, sayın ahalimiz sürüm sürüm sürünürken papatyalar has bahçe partileri düzenliyordu, sayın ahalimiz papatyaları eleştirenlere “vatan haini” diyordu.

    1991’de kriz oldu.Körfez savaşı patladı, zaten pamuk ipliği durumunda olan Türkiye ekonomisi inceldiği yerden koptu, enflasyon yüzde 70’lerde dolaştı, büyüme hızı yüzde bir’in altına düştü, cari açık yedi misli arttı, dolar ikiye katlandı, 5.000 lirayı geçti, bir koyup üç alma sevdasına kapılan Türkiye’ye bir milyon peşmerge mülteci girdi.

    1994’te kriz oldu.Enflasyon yüzde 120’ye ulaştı, faiz yüzde 400’ü aştı, yarım milyon kişi işinden oldu, dolar 18 bin lira oldu, bankalar battı.1998-99’da kriz oldu.Gümrük Birliği’ne girdik uçuyoruz denildi, paramız pul oldu, 10 milyon liralık banknot çıktı, gecelik faiz yüzde 1700 oldu!

    2001’de kriz oldu.Cari açık rekor kırdı, dış borç 115 milyar dolara çıktı, bir dolar bir milyon lirayı aştı, gecelik faiz yüzde 7.500 oldu, piyasa allak bullak oldu, batan batana oldu.

    2008’de kriz oldu.IMF reçetesi uygulandı, millete ait ne varsa satıldı, ne banka bırakıldı, ne fabrika, ne liman, babalar gibi satıyoruz denildi, millet alkışladı, ithalat patladı, borç patladı, tarım imha edildi,

    tarlasını sürene ekstra vergi yüklendi, tarlasını boş bırakana üste para ödendi, enflasyon sepeti makyajlandı, fiyatı yükselen ürünler sepetten çıkarıldı, fiyatı ucuzlayan ürünler sepete konuldu, enflasyonun her mevsim düşük çıkması sağlandı, işsizlik oranı makyajlandı, iş arıyorum, bulamıyorum, iş aramaktan umudu kestim diyenler işsiz sayılmamaya başlandı, medya makyajlandı, 24 saat aralıksız yalan söyleyen gazeteler ve televizyonlar oluşturuldu, Satürn dünyaya çarpsa haberi olmayacak toplum yaratıldı, sonra da “hamdolsun teğet geçti” denildi.

    2018…Saman ithal ediyoruz.“Tarımda Avrupa’da bir numarayız” deniyor.Dört milyon Suriyeli memlekete girdi, nüfusumuzun yüzde beşi Suriyeli oldu.“Dünya lideriyiz, Almanya bizi kıskanıyor” deniyor.Dolar altı lirayı geçti.“Onların doları varsa, bizim Allahımız var” deniyor.Konkordato ilan eden edene…Dört milyar liralık özel uçağa biniliyor, sarayda ejder smoothie içiliyor, “kriz mriz sakın inanmayın, bizde kriz yok” deniyor.

    Değerli gençler…Bizim jenerasyon işte böylesine zeki bir jenerasyondu!Eğer siz de bizim kadar zeki olmaya devam ederseniz, 2058’de bile iki yakanızın biraraya gelmeyeceğini garanti edebilirim.

    OKUDUKTAN SONRA BEĞİP PAYLAŞMANIZ ÜMİDİYLE SAĞLICAKLA KALIN !!!

  • in

    Erdoğan’a Açık Mektup!

    Akademisyen Prof. Dr. Mustafa Altıntaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a özellikle elektrik, su ve doğalgaz faturalarına ve yapılan zamlara dair bir mektup kaleme aldı. Altıntaş’ın mektubu milyonlarca vatandaşın sesi oldu!

    Elektrik, su, doğalgaz yaşamsaldır. İnsanlar için olmazsa olmazdır. Dağıtımı özelleştirilmiş olan elektrik ve doğalgazın tez eden devletleştirilmesi, vergilerden arındırılması ve bunların fiyatlarının tüm Türkiye’de bir örnek kılınması, fiyat artışlarının 6 ayda bir tüketici enflasyon oranı ile ilişkilendirilmesi en uygun yol olacaktır.

    Bu mektup, anayasanın “Başlangıç’’ında ‘huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğukabul edilen ve anayasanın emanet edildiği yurt ve ulus sevgisine sahip gerçek demokrasiye âşık bir yurttaş olarak, susmanın da sorumluluk taşıdığı bilinci ile kaleme alınmıştır. Doğrudan Cumhurbaşkanı’na yönelik olmasının iki nedeni bulunmaktadır. İlki, anayasanın 6. maddesindeki kayıtsız ve koşulsuz olarak ulusa ait olan egemenliğin, 7, 8 ve 9. maddeleri uyarınca kullanıcısı olduğu yazılan yasama. yürütme vargı yetki ve görevinin, tümü ile, doğrudan ve dolaylı olarak tarafınızdan üstlenilmiş olmasıdır. İkinci neden ise, 104’üncü maddede sıralanan görevlerinizi, “ …milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde…” yapacağınıza ulus ve tarih önünde, namus ve onurunuz üzerine yemin etmiş olmanızdır.

    Hemen her seçim: Mektubumun konusunu, hemen her seçim ve halkoylaması öncesinde açılacağı duyurulan ve yaraya merhem olmadığı, durmaksızın yinelenmesinden kanıtlanan “yeniden yapılanma”, “borç ertelemesi”, “ekonomiye can suyu”, “varlık ve vergi affı”, “KDV ve ÖTV muafiyeti”, “kredi musluklarının açılması”, “yoksullara sadaka” vb. adlarla topluma sunulan “müjdeler(!)” olmayacaktır. Mektubumun konusunu, 8 Ocak 2019 günkü Genel Başkanı olduğunuz AKP’nin TBMM Grubu’nda vermeyi alışkanlığa dönüştürdüğünüz müjde(!) paketini irdelemek istiyorum.

    Yandaş ve havuz diye ünlenen medyada “Erdoğan’dan müjde üstüne müjde” diye duyurulan paketiniz; “2.5 milyonun üzerindeki her haneye 150 kWslık elektrik faturası desteği”, “kredi kartı borç yapılandırması”, “350 bin esnaf kredi” ve “büyük işyerleri için sigorta prim desteğinin 3 puandan 5 puana yükseltilmesi” olmak üzere dört kalemden oluşmaktadır. Bu yarışa hemen arkanızdan Hazine ve Maliye ile Tarım ve Orman sekreterleriniz müjde verme(!) yarışına katıldılar.

    ‘Müjde üstüne müjde’ : Sayın Cumhurbaşkanı, Yurt ve ulus sevgisine sahip gerçek demokrasiye âşık bir yurttaş kimliğimle size inanmak ve güvenmek istiyorum. Ancak, bir yandan ekonomik başarı destanları ile övünürken, öte yandan da sayısı artan yoksullara dağıtılan sadaka miktarındaki artışlardan, can suyuna muhtaç duruma düşürülen ekonomiye atılan cankurtaran simitlerini, “müjde üstüne müjde” olarak sunmanızdan şaşkınlığa yuvarlanıyorum. Bu gerçeği, 1 Ocak’tan başlayarak yüzde 10 oranında ucuzlayacağı müjdesini verdiğiniz ve yaşam için olmazsa olmaz su, elektrik ve doğalgaz üzerinden değerlendirmenize sunmak istiyorum.

    Elektrik üzerindeki yük : Elektrik tüketimi üzerinden, 5 kalem: (dağıtım bedeli yüzde 39), enerji fonu (yüzde 1), TRT payı (yüzde 2), elektrik ve havagazı tüketim vergisi (yüzde 5), KDV (yüzde 18 olup, önceki kalemlerden de, vergiden de) alınmaktadır. Görüldüğü gibi, bulunmayan ve şirket ile bir bağlantısı olmayan havagazı tüketim vergisi alınmaktadır. Elektrik tüketiminin yüzde 70’i dağıtım ücreti. fon, TRT payı, tüketim vergisi ve KDV olarak faturaya eklenmektedir.

    Su üzerindeki yük: Belediye başkanlıklarının satıcısı olduğu su da vicdanı kanatacak ölçüde fiyat tarifesine konu kılınmaktadır. Bu nedenle her belediye farklı tarifeler uygulamaktadır. Ankara’da oturan bir tüketici açısından örneklemek istediğimde: tüketilen su bedeli üzerine eklenen yüzde 50 atık su badeli toplamından yüzde 8 KDV, her tüketiciden maktu olarak ‘ŞBYOB-Şube Yolu Bakım Bedeli ve bunun üzerinden yüzde 18 KDV su ve atık su bedeli toplamı üzerinden yüzde 5 ÇTV alınmaktadır. Tüketilen su bedeli üzerine toplamda yüzde 90’a varmaktadır.

    Doğalgaz’ın yükü : Doğalgaz satın alımında, karta yüklenen miktara bağlı olmaksızın, her alım için 1.5 TL satış ücreti alınmaktadır. Satıcı, satış örgütünü kurmak ve bunun gerektirdiği maliyetleri karşılamak ile yükümlü olması gerekirken, satışın PTT ya da banka aracılığı ile yapılmasını sağlayarak kendisi için önemli bir maliyet tasarrufu sağlamaktadır. Kart başına 1.5 TL’lik maktu ücret; 10 liralık alımlarda yüzde 15; 100 TL’lik alımlarda yüzde 1.5; 1000 TL’lik alımlarda binde1.5; 10.000 TL’lik alımlarda on binde 5 oranına düşmektedir ki bu özellikle 10 TL’lik. 100 TL’lik alımda bulunan yoksullar açısından adaletsizliğin ve yoksullar üzerine binmenin bir başka yolu olmaktadır.Doğalgaz üzerinden alınmakta olan KDV oranı yüzde 18 gibi yüksek bir orandır.

    Sonuç ve öneriler : Yukarıda dile getirdiğim üç mal, yaşamsaldır. İnsanlar için olmazsa olmazdır. Dağıtımı özelleştirilmiş olan elektrik ve doğalgazın tez eden devletleştirilmesi, vergilerden arındırılması (motorlu taşıtlarda, beyaz eşyada yapılmakta) ve bunların fiyatlarının tüm Türkiye’de bir örnek kılınması, fiyat artışlarının 6 ayda bir tüketici enflasyon oranı ile ilişkilendirilmesi en uygun yol olacaktır. Bu önerilerim uygun bulunur ise, yaşamsal malların fiyatlarının politik araç olarak kullanılması da önlenmiş olacaktır.Kaygı ve örneklediğim katlanılmaz adaletsizliğin giderilmesi dileklerimle.”

  • in

    Halk sokağa indi!.. DEV PROTESTO

    Türk Harb-İş Sendikası, Tank Palet’in özelleştirilmek istenmesine karşı Sakarya’da miting düzenledi. Binlerce vatandaşın katıldığı mitingde “Mesele fabrika özelleştirmesi değil, mesele vatan millet Sakarya meselesidir” vurgusu yapıldı. Özelleştirmeye karşı çıkan Türk İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Telekom’un başına gelenleri örnek gösterdi.

    BİNLERCE VATANDAŞ TANK PALET FABRİKASINA SAHİP ÇIKTI

    2018’in sonunda yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle özelleştirme kapsamına alınan Sakarya 1’nci Ana Bakım Fabrikası’nın (Tank Palet Fabrikası) satışına karşı Türk Harb-İş Sendikası büyük bir miting düzenledi. Sakarya Gar Meydanı’nda düzenlenen mitinge Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, CHP Grup Başkan Vekili Engin Özkoç ve İYİ Partili milletvekilleriyle birlikte binlerce vatandaş katıldı.

    Ethem Sancak ile Katarlı bir firmanın ortaklığında olan BMC firmasına işletme hakkının ‘ücretsiz’ verileceği iddia edilen tank palet fabrikasının, Türkiye’nin en stratejik kurumlarından biri olduğunu ifade eden Türk İş Genel Başkanı Ergün Atalay, “Türk İş 1 milyon üyesiyle, maddi gücüyle, vücuduyla, her şeyiyle Türk Harb İş’in ve Sakarya’nın emrindedir” dedi. Atalay konuşmasına şöyle devam etti:

    ‘TELEKOM’U HATIRLAYIN, ORTADA KALDI’

    “Bu fabrikamız Milli Savunma Bakanlığı’nın emrinde kalmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin mülkü olmalıdır. Tek talebimiz budur. İsterseniz 50 bin lira maaş verin. Harb-İş işçisi Milli Savunma Bakanlığı’nın personeli ve devletimizin memuru olsun fark etmez. Telekom’la ilgili 10 yıl evvel başlayan süreci hatırlayın. İhaleyi alan firma Telekom’u kullandı, para kazandı, çekti gitti. Telekom ortada kaldı.

    Milli Savunma Bakanlığının 27 tane fabrikası var. Biz Altay Tankı’nın en güzelini bu fabrikalarda yapıyoruz. Yabancı sermaye, özel firma gelip yardım edebilir ancak yetki bizde olmalı, patron biz olmalıyız, Türkiye Cumhuriyeti olmalı. “Mesele fabrika özelleştirmesi değil, mesele vatan millet Sakarya meselesidir”

    ‘YERLİ SAVUNMA SANAYİ İLE GÜÇLÜ OLURUZ

    “Biz yeni teknolojilere, yabancı sermayelere karşı çıkmıyoruz. Almanlar tankı verdiler paleti vermediler, Amerikalılar helikopteri verdiler pervanesini vermediler. Yabancılar bu ülkenin güçlenmesini istemiyor, istemez. Amerika parmak sallıyor, Rusya güç gösteriyor. Bunun sebebi milli savunmada ve askeriyede güçlü olmaları.

    Biz ne zaman milli savunmamızı yüzde yüz yerli yapar ve kendi savunmamızı tamamen kendi imkanlarımızla kurarsak o zaman güçlü ve söz sahibi oluruz. Buradaki insanlar, bu kar kış soğukta bu yolun çıkmaz bir yol olduğunu, savunma fabrikasının özelleştirilmesinin doğru olmadığını söylemek için toplandılar. “

    ‘PEŞKEŞE HAYIR

    “Bizler ‘köle olmayalım, insan gibi nefes alacak şekilde yaşayalım’ diyoruz. Ancak bundan evvel özelleştirmelere bir bakılmasını istiyoruz. Mutlu olan kimseyi göremezsiniz oralarda. SEKA örneği ortada, şeker fabrikaları ortada. Bu bölgelere bir bakın, nasıl yaşıyorlar görün.”

    ENGİN ÖZKOÇ: BU CHP’NİN, AKP’NİN MESELESİ DEĞİLDİR

    Mitinge katılan CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç da miting sonrasında Sözcü’ye özel açıklamalarda bulundu. Özkoç açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

    ‘KATAR’IN MİLLİ SAVUNMA SANAYİNDE NE İŞİ VAR’

    “Sakarya teyakkuzda. Savunma sanayindeki işçilerimiz teyakkuzda. Aileleriyle birlikte uyumuyorlar, gece gündüz buradalar. Binlerce kişiyle birlikte bugün burada Sakarya’yı savunan Türk Harb-İş üyesi işçilerimize destek verdik. Burada mesele işçimizin haklarının iyileştirilmesi, maaş bağlanması meselesi değil. Mesele vatan, millet meselesidir. Bir şirket düşünün yüzde 50 ortaklı. Yarısı iktidara yakın bir işadamına ait, diğer yarısı ise Katar ordusuna ait. Biz kendi savunma sanayimizi bir başka ülkenin ordusuna teslim ediyoruz”.

    ‘BU KABUL EDİLEMEZ’

    “ Bu kabul edilemez bir şeydir. Bunu Türkiye kaldırmaz. Biz de CHP olarak bu olaya çok net olarak karışıyız. Bu; AKP, CHP MHP, İYİ Parti meselesi değildir. Bu vatan, millet ve Sakarya meselesidir. Eğer kendi savunma sanayini egemen ülkelere teslim edersen ülkenin egemenliğinden bahsedilemez. Bizim için özgürlüğümüz ve egemenliğimiz her şeyden çok önemlidir. Bu böyle bilinmelidir.Kaynak: Sözcü

  • in

    Pes! Seçim Kurulu Başkanı AKP’li Çıktı

    CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Niğde seçmenleri üzerine yapılan çalışmanın sonuçlarını TBMM’de düzenlediği basın toplantısında aktardı. Seçmen sayısının nüfusu geçtiği ilçede seçim kurulu başkanı eski AKP’li çıktı.

    Niğde’nin Ulukışla ilçesinin 24 Haziran seçimlerinde 4 bin 446 olan seçmen sayısının bin 700 artarak ilçenin nüfusu olan 5 bin 800’ü geçtiğini, ilçe tabelasının da bir gecede 7 bin 300 olarak değiştirildiğini hatırlatan Gürer, “Yeni gelenler hep seçmen. 19 yaşın altında genç ve çocuk yok. Bu çok manidar” dedi.

    Gürer, Ulukışla ilçe seçim kurulu başkanının ise daha önce İstanbul’un Ümraniye ilçesinde AKP’nin gençlik kolları başkanlığını yapmış olan bir hâkim olduğuna işaret etti. Gürer, “İlçe seçim kurulu başkanı Ümraniye’de avukatken, 15 Temmuz sonrası hâkim olmuş ve Ulukışla’da bu göreve getirilmiş.

    AKP gençlik kolları başkanlığından gelen bir hâkimin varlığı seçmenler üzerinde ‘acaba mı?’ şüphesi yaratıyor” şeklinde konuştu. Suç duyurusu Öte yandan mahkemece hakkında iflas kararı verilen Sarot Grup şirketin Bolu’nun Mudurnu ilçesine bağlı Taşkesti beldesinde yaptığı diğer proje olan Sarot Termal devre mülk evlerinde kayıtlı 91 seçmen olduğu ortaya çıktı. CHP Bolu İl Başkanlığı Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. yuzdeyuzhaber

  • in

    Ethem Sancak’tan itiraf gibi açıklama: Liderimiz bana dedi ki…

    Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın BMC’ye devrine ilişkin tartışmalar sürerken, AKP’li iş adamı Ethem Sancak, BMC’yi Erdoğan’ın yönlendirmesiyle satın aldığına dair itiraf gibi açıklamalarda bulundu.

    Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın BMC’ye devrine ilişkin tartışmalar sürerken, AKP’li iş adamı Ethem Sancak, BMC’yi Erdoğan’ın yönlendirmesiyle satın aldığına dair itiraf gibi açıklamalarda bulundu.

    Oda Tv‘de yer alan habere göre, Cumhurbaşkanlığı himayesindeki Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) tarafından geçtiğimiz günlerde ilk kez düzenlenen ‘Türk Savunma Sanayii Zirv esi’nde konuşmacılar arasında BMC’nin patronu Ethem Sancak da yer aldı. Sancak, buradaki konuşmasında BMC’yi satın alma sürecine ilişkin itiraf gibi sözlere yer verdi.

    Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın özelleştirilerek Katar’ın da ortağı olduğu BMC’ye devredilmesi tepkilere yol açmıştı. BMC’nin patronu ve AKP’li Ethem Sancak söz konusu zirvede yaptığı konuşmasında BMC’yi nasıl aldığını açıkladı.

    BMC’nin alınması için kendisini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönlendirdiğini söyleyen Ethem Sancak, şu sözlere yer verdi:

    “Liderimiz bana dedi ki; ‘Sen o otomotiv şirketinin altından kalkabilir misin?’ Valla ne emrederseniz onu yaparım. Ama buna gücüm yetmeyebilir. Elimdeki varidatım bu. Savunma sanayine girmek o gün için bir macera. Ben de eski bir sosyalist yeni bir Müslüman olarak kardeşlerim arasında adil bölüşmüştüm serveti. 16’da bir parçası kalmıştı.”

    ‘KATAR’I BANA ORTAK EDERSENİZ ALIRIM’

    ”Dedim; ‘Bu para var. Bununla alınabiliyorsa ihaleye gireyim. Ama diyelim ki aldım. Bunu emrettiğiniz gibi güçlü bir sanayi şirketi haline getirebilmem için güçlü bir fon olması lazım arkamda. ‘Ne yaparız’ dedi. Sizin büyük ferasetinizle Arapların onurlu bir bölümünü kendine getirttiniz. Katar’la neredeyse tek millet iki devlet haline geldik.

    Allah da gani gani para vermiş Katar’a. Emir’de sizi kırmaz. Katar devletini ve silahlı kuvvetlerini bana ortak ederseniz bu işin altından kalkarız. Sağ olsun sayın Emir’i aradı o da kırmadı. BMC’nin yüzde 50 eksi birini Katar ordusuna sattım. Tek başına yapmak istemiyordum. Benim gibi deli bir Laz ortak da önerdi bana Sayın Cumhurbaşkanım. Onu da yanıma aldım; Talip Öztürk, eşit bölüştük.”

  • in

    AKP’li Üsküdar Belediyesi, borçlarına karşılık cami satıyor

    Üsküdar Belediyesi, mülkiyeti kendisine ait olan Çengelköy’deki Güzeltepe Birlik Camii’ni vergi borcuna mahsuben 29 milyon 732 bin 950 TL bedel üzerinden Maliye Hazinesi’ne devretme kararı aldı.

    Cumhuriyet gazetesinden Hazal Ocak’ın haberine göre, Üsküdar Belediyesi Meclisi’nin ocak ayı oturumlarında cami satışı kararına imza atıldı. Meclis gündemine gelen teklifte Üsküdar Çengelköy’deki 4 bin 574.30 metrekare alanlı Güzeltepe Birlik Camii’nin ilçe belediyesinin ve sermayesi belediyeye ait Üsküdar Kent Hizmetleri A.Ş’nin vergi borçlarına mahsuben Maliye Hazinesi’ne devrinin düşünüldüğü belirtildi.

    ‘ÜSKÜDAR’DA CAMİ SATMAYA DEVAM EDİYORLAR’

    Teklifte, caminin Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edileceği, değerinin de toplam 29 milyon 732 bin 950 lira olduğu ifade edildi.

    Teklif, CHP’li meclis üyelerinin “ret” oyuna karşın AKP meclis üyelerinin oylarıyla kabul edildi. Karara tepki gösteren CHP’li Meclis üyesi Nezih Küçükerden, “Üsküdar’da cami satmaya devam ediyorlar. Üsküdar Belediyesi borçlarına karşılık bir camiyi daha satarak geçmişten gelen geleneğini sürdürdü”diye konuştu. insanews

  • in , , ,

    Yılmaz Özdil İzmir de Neler Oluyor ?

    İzmir’de ne oluyor?Tek örnek vereyim…Foça. Türkiye’nin en şirin sahil ilçelerinden biridir.Aynı zamanda, Türkiye’nin en önemli komando okullarından birinin evsahibidir.

    Bu komando okulunda, uzman erbaş yetiştirme kursu açıldı.Askerliğini tamamladıktan sonra işsiz kalmamak için, devletten maaş alabilmek için tezkere bırakan gençler, uzman erbaş olabilmek için burada kurs görüyor.İşte bu eğitim gören kursiyer uzman erbaş adayları, blok halinde seçmen olarak yazıldı iyi mi… Blok olarak dört bin seçmen!

    Foça’da ikamet etmiyorlar.Foça’da ikamet etmeyecekler.Sadece üç aylığına geçici olarak geldiler.Nisan ayında görev yerlerine gidecekler.Ama… Foça seçmeni yazıldılar!Muhtarlıktaki askı listelerinde hepsinin adresi aynı.Dört bin yeni seçmen, tek adres, komando okulu.

    2014’te, son belediye seçiminde…CHP 6 bin 727 oy almıştı, belediye başkanlığını kazanmıştı.MHP 4 bin 275 oy almıştı.AKP bin 653 oy almıştı

    Bu seçimde, Foça ilçesinde AKP aday göstermeyecek.Cumhur İttifakı’nı MHP adayı temsil edecek.

    Uzman erbaş olmak üzere tezkere bırakan, üstelik, üç ay boyunca yoğun milliyetçi duygularla eğitilen, üstelik, isim isim hangi sandıklarda oy kullanacakları bile belli olan, üstelik, herhangi bir falsosu görülürse uzman erbaş yapılmayacak olan gençler…Acaba hangi ittifaka oy verir?

    CHP tek başına 6 bin 727’yken…AKP-MHP toplamı 5 bin 928’ken…Şimdi bu 4 bin transfer oy dengeyi nasıl değiştirir?

    Foça’da yaşamıyorlar, Foça’da yaşamayacaklar, 31 Mart’ta oy kullanacaklar, seçimden hemen sonra görev yerlerine gidecekler ama… İzmir büyükşehir belediye başkanını, Foça belediye başkanını, Foça belediye meclis üyelerini, Foça muhtarlarını seçecekler öyle mi?

    Bitmedi…24 Haziran seçiminden önce Foça komando okuluna yine böyle kursiyer olarak gelen uzman erbaş adaylarından 633’ü hâlâ Foça seçmeni görünüyor!Şu anda komando okulunda değiller, çoktaaan görev yerlerine gittiler ama, şu anda hâlâ Foça’da ikamet ediyormuş gibi görünüyorlar.

    CHP’nin Foça ilçe başkanı Baran Gezmiş Yıldırım, gencecik, pırıl pırıl bir Atatürkçü, tek başına çırpınıyor… Foça İlçe Seçim Kurulu’na itiraz etti, söz konusu montaj seçmenlerin kütükten silinmesini talep etti, pazartesi günü Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı açıklanacak.

    Böylesine kritik kararın açıklanmasına sadece 24 saat kalmış, atı alan Üsküdar’ı geçmek üzere, CHP’nin Foça belediye başkan adayı bile henüz belli değil, CHP’nin İzmir büyükşehir belediye başkan adayı bile henüz belli değil, milletvekilleri ortada yok, kim sahip çıkacak?

    Akp’nin İzmir adayı Nihat Zeybekçi iki aydır fıldır fıldır çalışıyor… Nihat Zeybekçi rahat rahat çalışsın diye mi CHP acele etmiyor?

    Foça sadece bir örnek… Tek tek her ilçede ve şehir merkezinde buna benzer faaliyetler, kaydırmalar, transferler, montajlar var.

    İzmir, Türkiye’nin umududur.İzmir’de yapılacak bir hata, Türkiye’ye bedel ödetir.

    Aziz Kocaoğlu’nun “tarihi sorumluluk” çağrısına mutlaka mutlaka mutlaka kulak vermek gerekir.

    Homeros’un Odysseia destanında anlattığı Siren Kayalıkları Foça’dadır…Ve, bu duyduğunuz aslında siren sesidir.

    “Mustafa Kemal” imzası için bugün Artvin’de, yarın Trabzon’dayım.

  • in , ,

    AK Parti’li başkandan dikkat çeken sözler: Kazanamazsak kazığa oturturlar!

    Kahramanmaraş’ın Afşin İlçesi’nde MHP’yi ziyarete giden Afşin’in Belediye Başkanı Mehmet Fatih Güven, “Türkiye geneli yüzde 52’nin altına düşersek tahmin ediyorum ki bizi darağacına çekip kazığa oturtacaklar” ifadelerini kullandı. Güven’in açıklamaları sosyal medyada gündem oldu.

    Cumhur İttifakı Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde de birlikte seçime gitme kararı aldı. İttifaktaki AK Parti teşkilatı bu kararı kutlamak için diğer ortağı MHP’ye ziyarete gitti.

    Ziyarette konuşan Afşin’in AK Parti’li mevcut Belediye Başkanı Mehmet Fatih Güven’in açıklamaları ise dikkat çekti.

    “YÜZDE 52’NİN ALTINA DÜŞERSEK…”

    OdaTV’nin haberine göre, Başkan Güven konuşmasında “Cumhur İttifakı olarak Türkiye geneli yüzde 52’nin altına düşersek tahmin ediyorum ki bizi darağacına çekip kazığa oturturlar” ifadelerini kullandı.Ziyarette konuşan Güven’in açıklamaları sosyal medyada gündem oldu.

  • in , , ,

    Yılmaz Özdil Yazdı : Tank palet fabrikası…

    “Büyük Taarruz” diyoruz…Aslında orijinal adı “sad” harekatıydı.Arap alfabesinin sad harfiydi… Kozmik gizliliğe sahip taarruz planlarının üzerine “ص” işareti konuluyordu.

    Türk ordusunun savaş alanına dizilişini kağıda çizerseniz, karşınıza “ص” şekli çıkar… Mustafa Kemal bu yüzden bu kod adını vermişti.“ص” harfinin kuyruk kısmına süvarileri yerleştirmişti.Çengel gibi saplayacaktı.

    Süvarilerin farkında bile olmayan Yunan karargahı, Türk ordusunun Afyon’dan, sıklet merkezinden taarruz edeceğini zannediyordu. Hesaplarını buna göre yapmışlardı, savunma hatlarını bu tahmine göre oluşturmuşlardı.Tren hatları ellerindeydi, ayrıca dört bin kamyonla ikmal sağlıyorlardı, piyade ve silah sayıları katbekat fazlaydı, açık araziden ve karşıdan gelecek taarruzu rahatlıkla defedebileceklerini düşünüyorlardı.

    Oysa vaziyet hiç de hesapladıkları gibi değildi…Süvarimiz kılıç gibi ileri atıldı.Sarp kayalık bölge olduğu için Yunanların savunmaya gerek görmediği Ahır Dağı üzerinden arkaya sızdılar, işgal ordusunun cephe gerisini adeta salam gibi dilimlemeye başladılar.

    Fahrettin Altay komutasındaki süvarilerimiz, hayalet misali bir oradan bir buradan çıkıyor, birliklerin arasına dalıyor, blok halinde hareket etmesi gereken Yunan ordusunu dilim dilim bölüyorlardı.Birbirleriyle irtibatları kesilen, önünü arkasını kaybeden Yunan tümenleri çil yavrusu gibi dağıldı. Çareyi İzmir’e doğru kaçmakta buldular. Korku ve panik gözlerinden okunuyordu. Çok hızlı ve amansız takip vardı. Ecel, yani süvarilerimiz peşlerindeydi.

    İnanması gerçekten güç ama, kovaladıkları Yunan askerlerinden bile önce İzmir’e giren süvarilerimiz oldu.200 bin kişilik devasa Yunan ordusunu kağıt gibi yırtıp gelmişlerdi, dayanamayıp, gözü karartıp şehre dalmışlardı.

    Büyük Taarruz’un omurgasını oluşturan “süvari” kavramı… Çağın koşulları gereği zırhlı birliklere dönüştü, halk arasında “tankçı” tabir edilen sınıf, günümüzün süvarileri oldu.Mustafa Kemal tarafından öylesine önemseniyordu ki, 1921’den itibaren Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı süvarilerden oluşuyordu.Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı, aynı silsileyle, ikinci dünya savaşından sonra da tankçılardan oluşuyordu.

    Bilahare, muhafız alayının yapısı değiştirildi ama, Cumhurbaşkanlığı Atlı Merasim Birliği, süvarilerimizin onursal yerini korudu.Süvari eşittir tank, tank eşittir süvari olduğu için, milli tank projemize efsane süvarimiz Fahrettin Altay’ın soyadı verildi.Ki zaten, Fahrettin Altay’a da Altay soyadını Atatürk vermişti.

    Kısaca ve hoyratça “tank palet fabrikası” denilen, işte budur.Milli mücadele ruhudur.Türk süvarisidir.

    Dünya tarihindeki ilk düzenli ordu millattan önce 209 yılında kurulan Türk Kara Kuvvetleri’dir. O ilk ordu 12 bin süvari’den teşkildir.Türk milletinin ordusunu bu tarihi derinliğe götüren ve bugüne kadar yaşatılan tek sembol süvari’dir, bugünkü anlamıyla tank’tır.

    Canımın istediği yandaşıma veririm, Katar’a veririm denilemez.Türk tankının Arap’a emanet edilmesi, Türk süvarisinin atına takılan nal değil, Türk ordusunun tabutuna çakılan çividir.

  • in ,

    Magazin dünyasına bomba gibi oturacak görüntü: Sıla ile…

    Magazin basını dün akşam objektiflere yansıyan bu fotoğrafı konuşuyor.

    MasterChef yarışmasıyla ekranların tanınan ismi haline gelen ünlü şef Hazer Armani ile şarkıcı Sıla bir aracın içinde görüntülendi.Şarkıcı Sıla önceki akşam adını MasterChef yarışmasıyla duyuran Hazer Amani ile birlikte Beşiktaş’ta görüntülendi. Otomobilin içindeki sarmaş dolaş halleri dikkat çeken Sıla ve Hazer Armani patlayan flaşlara aldırmadı. Gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakan ikili Sıla’nın Nişantaşı’ndaki evine gitti.

    Ayakta durmakta zorluk çeken Sıla’ya sitenin güvenliği ve Hazar Armani destek olurken ünlü şefin parmağındaki yüzük ise dikkatlerden kaçmadı.

  • in

    Anlaşma tamam!.. BARZANİ MODELİ GELİYOR…

    ABD Başkanı Donald Trump, önceki gün Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Suriye’de “20 mil”lik (32 kilometre) bir güvenli bölge kurulmasından söz etmişti. Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün telefon görüşmesi yaparak konunun detaylarını değerlendirdi.

    Türkiye’nin iç savaşın ilk yıllarından beri dillendirdiği ve ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden gündeme getirdiği “güvenli bölge” 32 kilometre derinlikte ve Türkiye-Suriye sınırında 460 kilometrelik bir hattı kapsıyor.

    ‘GÜVENLİ BÖLGE BİR ERDOĞAN PROJESİ’

    Erdoğan, bugün AKP’nin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, söz konusu hat için, “Suriye’de Türkiye sınırı boyunca bizim tarafımızdan oluşturulacak güvenli bölge dahil, hatırlayın Obama döneminden itibaren benim vurguladığım, bu güvenli bölge konusu 20 mil olarak kendisi tarafından da ifade edildi ki bu da 32 kilometre derinlikte bir güvenli bölge” ifadesini kullandı.

    GÜVENLİ BÖLGE: 32 KM DERİNLİK, 460 KM UZUNLUK

    Harita alan ölçümlerine göre, Türkiye-Suriye sınırında 32 kilometre derinlikte oluşturulacak bölge, 460 kilometrelik bir hattı kapsıyor.Rakka ve Haseke’nin kuzeyindeki yerleşimleri kapsayacak bölge, batıdan doğuya Sırrin, Ayn İsa’nın kuzeyi, Suluk, Resulayn, Tel Temr’in kuzeyi, Derbesiye, Amude, Kamışlı, Verdiyye, Tel Hamis, Kahtaniyye, Yerubiyye ve Malikiye’den geçiyor.

    Şuyuf Tahtani, Aynularab (Kobani), Tel Abyad, Derbesiye, Amude, Kahtaniye, Cevadiye ve Malikiye ilçeleri idari olarak tamamen bu hattın içinde kalıyor. Hat, batıda, Münbiç’in doğusundaki Sacur çayı kıyısından başlıyor. Münbiç ilçe merkezi, 32 kilometrenin dışında kalıyor. Diğer taraftan, 32 kilometrelik alanın fiziki olarak içinde kalan Haseke ilinin Kamışlı ilçe merkezinde, Beşar Esad rejimi varlık gösteriyor.

    GÜVENLİ BÖLGE MESELESİNİ ERDOĞAN DİLE GETİRMİŞTİ

    Güvenli bölge, ilk olarak Erdoğan tarafından Mayıs 2013’teki ABD ziyaretinde dile getirilmişti. Erdoğan, dönemin ABD Başkanı Obama’ya; Suriye’de uçuşa yasak bölge ilan edilmesi, siviller için güvenli bölge oluşturulması ve koalisyon güçleriyle ortak kara operasyonu yapılmasından oluşan 3 aşamalı bir plan sunmuştu. Türk yetkililer, Suriye ile ilgili her aktörle görüşmesinde konuyu dile getirdi.

    Türkiye’nin gündeme getirdiği güvenli bölge, Suriye’deki çatışmalardan kaçan sivil nüfusun can güvenliğinin sağlandığı barınma alanı oluşturulmasını öngörüyor. Türkiye bölgeyi, tüm Suriye’den göç eden sivillerin toplanabileceği ya da Türkiye’ye geçmiş Suriyelilerin arzu etmeleri halinde yerleşebileceği bir bölge olarak tasarlıyor.

    ÖZAL ZAMANINDA DA BİR GÜVENLİ BÖLGE MESELESİ VARDI

    Türkiye’yi fiilen bugünlere taşıyan siyasetin iki dönüm noktası vardır: Birincisi, 1991 Körfez, ikincisi ise 2003 Körfez savaşıdır. Birinci Körfez savaşında Kuveyt’in işgali gerekçe gösterilerek Irak’a fiilen askeri müdahalede bulunulmuştur. Bu müdahale sonrasında Irak kuzeyinde Barzani devlet yapısının temeli atılmış, pkk terör örgütü de silahlı güce dönüştürülmüştür. Savaşı başlatan ABD’dir, destekleyen de Özal siyasetidir. Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, 1991 Körfez Savaşı’nın Türkiye açısından sonucu şöyle noktalıyor;

    ‘KÖRFEZ SAVAŞININ SONUCU TÜRKİYE’YE TEHDİT OLDU’

    ‘Bu olayın önemli yanı ise, Çekiç Güç’ün yerleşmesinde sonra Kuzey Irak’ta bir Kürt özerkliği hareketinin ortaya çıkması, Saddam’ın 36’ncı paralelin kuzeyinde müdahale etmemesi ve Amerika’nın da bu özerkliği desteklemesi sebebiyle, Türkiye toprak bütünlüğünü de tehdit eden bir nitelik kazanmasıdır. Türkiye bu özerkliğe karşı bir güvenlik sübabı olmak üzere, Irak’ın toprak bütünlüğünü koruması ilkesini ortaya atmış ise de, 1995 yılı sonuna geldiğinde Türkiye’nin de bu özerklik görüşmelerinde(Dublin Toplantıları) aktif rol alması ile bu ilkenin pratik değeri hemen hemen hiç kalmamış gibidir’ . 2007 yılında Genelkurmay Başkanlığı Körfez Savaşı’na kaybeden tarafından Türkiye olduğunu şöyle açıkladı:

    ‘GÜVENLİ BÖLGE TÜRKİYE’NİN ALEYHİNE OLDU’

    ‘Körfez Savaşı sonrasında 36’ncı paralelin kuzeyinin Saddam’a yasaklanmasıyla, kuzeydeki insanları korumakla birlikte aynı bölgede PKK’ya korunma bölgesi oluşturmuştur ve bugünkü durumu yaratmıştır. Hala da bu durum artarak devam etmektedir. Karakolların basılması, kitle halinde zayiat verdiği dönemler hep bu döneme rastlar.’

    KAYBEDEN TÜRKİYE

    Sonuçta Türkiye, savaşa girmediği halde 1’nci Körfez Savaşı’nda kaybeden taraf oldu. Savaş sonrası Saddam’ın Kürt is yanlarını bastırmak için Irak kuzeyindeki Barzani peşmergelerine saldırması, bunun sonucunda ortaya çıkan sığınmacı sorunu, dünya kamuoyu gündemine Kürt sorunu olarak çekilmiş olup, Türkiye hala bu sorunla uğraşmaktadır.

    Tüm bunlar yaşananmış gibi bugün Türkiye bu kez Suriye’de güvenli bölgeden bahsediyor, geçmişte yaşanılanlardan hiç ders almamış gibi görünüyor… ERDALSARIZEYBEK

  • in

    Mert Fırat ‘ın Tweet’ini Milyonlar Tıkladı .

    Ünlü Oyuncu Mert Fırat, çocuk yaşta evliliklere çok sert tepki gösterdi.

    Reşit olmayan yaşta evlilik nedeniyle hapis cezası alan ve halen evli olanlara bir defaya mahsus af getirilmesi için çalışma başlatıldı.

    Çocuk yaşta evliliklerin önünü açacak hamle AKP’den geldi.Ünlü Oyuncu Mert Fırat, çocuk yaşta evliliklere çok sert tepki gösterdi.Mert Fırat, “Neyin doğru olduğunu hepiniz biliyorsunuz, bu konu siyaset malzemesi yapılamayacak kadar hassas. İzan sahibi olan, 0,1 gram vicdanı olan istismarı, istismarcıyı desteklemez!” mesajını paylaştı.

  • in

    Meral Akşener’den sosyal medyayı sallayan Erdoğan mesajı

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “zillet ittifakı” ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İllet ittifakı” şeklindeki açıklamalarına İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener yanıt verdi.

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Milletin arasına fitne sokarak elde edilecek başarı, bizden uzak olsun!

    Bütün belediyeleri kazanacaksın deseler bile, bir tek Ak Partili kardeşimin izzetine dil uzatırsam, dilim kurusun! Bir tek MHP’li kardeşimin izzetine söz edeceğime, varsın İYİ Parti’ye kilit vurulsun!” diye yazdı.

  • in

    Cumhurbaşkanlığı ortadan kalkıyor: Devlet, Erdoğan’ı böyle tanıttı

    Asıl tepki çeken kısım ise pankarttaki imza oldu. Pankartta “Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan” imzası vardı.Ankara’da, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı bir spor salonuna asılan pankart tepki çekti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafının olduğu pankartta, “Tüm sporcu ve antrenörlere başarılar dilerim” ifadeleri yer aldı.

    Asıl tepki çeken kısım ise pankarttaki imza oldu. Pankartta “Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan” imzası vardı.

    İmzada, Anayasada bulunmamasına rağmen “başkan” unvanı kullanıldı.

  • in

    ’12 askerimiz 1540 gündür PKK’nın elinde, kimse ne durumdalar bilmiyor!’

    Erdoğan “Yapabileceğim bir şey yok, sabredin” yanıtını verdi…İyi Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, “Bir devlet PKK’nın elinden 3 senedir 12 askerini alamıyorsa bu, vatandaşın devlete olan güveninde zafiyet oluşturur. Amerikalı bir papazı almak için dünyayı birbirine kattı” dedi.

    İyi Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, 3 yıldır PKK’nın elinde olan 12 polis ve askerden Jandarma Astsubay Semih Özbek ve ailesinin yaşadıklarını Meclis’te gündeme getirdi.

    Özbek’in ailesinin çalmadık kapı bırakmadığını söyleyen Türkkan, ne TSK’dan ne Cumhurbaşkanı’ndan ne de Bakanlardan hiçbir bilgi alınamadığını söyledi. Özbek’in kız kardeşinin Cumhurbaşkanı’na ulaştığını söyleyen Lütfü Türkkan, Erdoğan’ın cevabının “Yapabileceğim bir şey yok, sabredin” dediğini aktardı.

    PKK’nın birkaç ay önce Semih’in bir videosunu daha paylaştığını söyleyen Türkkan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bugün tam 1540 gün oldu. Bir anne evladını 22 yaşında bıraktı bir daha göremedi. Semih’le birlikte 12 evladımız PKK’nın elinde. Aç mı ne durumda kimse bilmiyor. Semih’in hikayesi devletin aczinin hikayesidir. Bir devlet PKK’nın elinden 3 senedir 12 askerini alamıyorsa bu, vatandaşın devlete olan güveninde zafiyet oluşturur. Amerikalı bir papazı almak için dünyayı birbirine kattı. Suçlu olduğu bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilen Brunson’u almak için dünyayı birbirine kattı. Bizim 12 evladımızın Brunson kadar kıymeti yok mu?”

    Türkkan, konuşmasının sonunda PKK’nın elindeki asker için çalışma yapılması gerektiğini söyledi ve Meclis’e göreve davet etti.(yurtgazetesi)

  • in

    Plan ters tepti: Erdoğan Suriyelileri geri mi gönderecek?

    Yılbaşı gecesi Taksim Meydanı’nda ÖSO bayrağı ile kutlama yapan Suriyelilerin görüntüsü tepkilere yol açarken, Erdoğan’ın 31 Mart seçimleri öncesi ani bir kararla Suriyelileri ülkelerine göndermeye başlayacağı iddia ediliyor.

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Suriye’de iç savaşı sona erdirip Suriyelileri ülkelerine geri göndereceğiz” sözlerine “Bunlar ensarı, muhaciri ne bilir” diyerek tepki gösteren Erdoğan’ın seçimlerde büyük ir hezimet yaşamamak için Suriyelileri gözden çıkardığı iddia ediliyor.

    Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı bir önceki aya göre 24 bin 392 kişi artarak toplam 3 milyon 618 bin 624 kişi oldu.

    Suriye’de 7 yıldır devam eden iç savaşın faturasını, Suriye halkından sonra en ağır şekilde ödeyen Türkiye oldu. İç savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınan Suriyeli sığınmacı sayısı 3.5 milyonu geçerken, sığınmacılar için harcanan kaynak ise hükümetin açıklamalarına göre 35 milyar doların üzerinde bir rakama ulaştı.

    HALKIN TEPKİSİ BÜYÜYOR

    Suriye iç savaşında AKP hükümetinin yanlış politikaları nedeniyle Türkiye’ye sığınmacı akını yaşandı. Başta Türkiye sınırına yakın bölgelerden olmak üzere 3.5 milyonu aşkın Suriyeli Türkiye’ye sığınırken, Göç İdaresi tarafından geçici barınma merkezlerinde kalan Suriyelilerin sayısı 20 Aralık 2018 tarihi itibarıyla 143 bin 603 kişi olarak açıklandı. Geri kalanı ise 557 bin 694 kişisi İstanbul başta olmak üzere farklı illerde yaşamını sürdürüyor.

    Ancak hükümetin bir mülteci politikası olmaması ve sığınmacılara yönelik uyum programları uygulanmaması nedeniyle, başta sınır illeri olmak üzere pek çok ilde rahatsızlık yaratmaya başladı. Son olarak yılbaşı gecesi Suriyelilerin Taksim Meydanı’nda ÖSO bayrağı ile kutlama yapması, toplumdaki tepkileri had safhaya çıkardı.

    İstisnai Vatandaşlık Verilen Suriyeli Sayısı:15 Kasım 2018 tarihi itibarıyla İçişleri Bakanlığı tarafından istisnai olarak vatandaşlık verilen Suriyeli sayısı 59 bin 747 kişi olarak açıklandı. Bu kişilerin 31 bin 747’si 0-18 yaş arasında. İstisnai vatandaşlık verilen kişiler genel olarak doktor, öğretmen, meslek sahibi ve sanatçılardan oluşuyor. Bu kişilere aileleriyle birlikte vatandaşlık veriliyor.

    Ülkesine Dönen Suriyeli Sayısı:İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 22 Aralık 2018 tarihinde yaptığı açıklamaya göre ülkesine dönen Suriyeli sayısının 291 bin 790 kişi olduğu belirtildi.

    Çalışma İzni Verilen Suriyeli Sayısı:Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 15 Kasım 2018 tarihinde yapılan açıklamaya göre Türkiye’de çalışma izni verilen Suriyeli sayısının 32 bin 199 kişi olduğunu açıkladı.

    SEÇİMLERDEN ÖNCE SURİYELİ ADIMI MI GELECEK?

    Öte yandan Suriyelilere yönelik tepkiler toplumun belli bir kesimi ile de sınırlı değil. AKP tarafından yaptırılan anketlerde, AKP tabanının yaklaşık yüzde 70’i de Suriyelilerin ülkedeki varlığından rahatsız. Yaşanan bu tablo karşısında Erdoğan’ın 31 Mart seçimlerinden önce sürpriz bir kararla, Suriyeli sığınmacıları savaşın bitme aşamasına geldiği ülkelerine geri gönderebileceği konuşuluyor. AKP kulislerinde bir çok milletvekilinin kendi seçim bölgelerinde gelen tepkilere cevap vermekte zorlandıkları ve Suriyelilerin ‘oy kaybına’ neden olacağı şeklindeki şikayetleri üzerine Erdoğan’ın bu konuda bir hazırlık yapılması için talimat verdiği ve seçimlerden önce çıkarılacak bir kararname ile geri dönüşün başlatılabileceği dile getiriliyor. Dışişleri Bakanlığının bu konuda Rusya ve İran’la da temas halinde olduğu ve geriye göçün bu iki ülkenin de nezaretinde gerçekleşmesinin planlandığı belirtiliyor.

    AKP’Lİ BELEDİYE PARTİ PARTİ GERİ YOLLUYOR

    Suriyelilerin İstanbul’da en ok ikamet ettikleri ilçelerin başında gelen Esenyurt’un AKP’li belediyesi, 2018 yılı içinde gruplar halinde Suriyelileri ülkelerine geri yollamaya başlamıştı.

  • in

    Küçük: Sözcü’ye Kayyum Atanacak…

    Sözcü gazetesine kayyum mu atanacak? Gündemi sarsan iddia Türkiye gazetesi yazarı Cem Küçük’ten geldi. Küçük bugünkü yazısında “Yargılanacaksınız ve yaptıklarınızın hukuki bedelini ödeyeceksiniz.” ifadelerini kullandı.Yandaş Türkiye gazetesi yazarı Cem Küçük, Sözcü gazetesine kayyum atanacağını iddia etti. Küçük, “Yargılanacaksınız ve yaptıklarınızın hukuki bedelini ödeyeceksiniz. Sözcü’ye de kayyum gelecek. Tarihin çöplüğündeki yerinizi de alacaksınız. İddiaya var mısınız?” dedi.

    Küçük’ün iddialarının satırbaşları şöyle:

    “Her ülkenin millî güvenlik sırları olur. Devletin sırları ifşa edilmez. Türkiye’nin DEAŞ’la mücadele eden Türkmenlere gönderdiği silahları terör örgütüne yolladığı algısı oluşturmak için bunları yapanlar sonucuna katlanır. Sözcü bu haberle açıkça millî güvenliği ihlal etti. 6415 Sayılı Terörizmin Finansmanı Yasası çok açık. “Türkiye El-Kaide’ye yardım etti” ağır suçlamadır. İddianame çok açık. Tek başına FETÖ’nün sözcülüğünü yapan bu haber bile Sözcü’ye kayyum gelmesi için yeterli.

    Zaten hukuk adamlarımız bu yasayı işletiyorlar. İkinci iddianame davası nisan ayında başlayacak. O tarihe bile gerek kalmadan Sözcü’ye kayyum gelecek ve Sözcü TMSF’nin bir şirketi olacak. Millete ettikleri ihanetin bedelini ağır ödeyecekler. Ayrıca şu anda 17-25 Aralık sonrası Sözcü’de başta Soner Yalçın olmak üzere hepsinin bu konularda yazı yazan köşe yazılarının bütün makaleleri tek tek inceleniyor.

    İDDİAYA VAR MISINIZ?

    Neticede Tayyip Erdoğan’ı devirmek istediniz, ama başaramadınız. Türkiye teröristlere yardım ediyor dediniz. Devlet sırlarını ifşa ettiniz. Yargılanacaksınız ve yaptıklarınızın hukuki bedelini ağır ödeyeceksiniz. Sözcü’ye de kayyum gelecek. Tarihin çöplüğündeki yerinizi de alacaksınız. İddiaya var mısınız?”

    yuzdeyuzhaber

  • in

    ‘Türkiye’nin her yerinden hayali seçmenler fışkırıyor’

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan sosyal medya hesabından “hayali seçmen” skandalları hakkında dikkat çekici bir paylaşım yaptı.

    Yerel seçimlere üç aydan az bir süre kala seçmen kayıtlarına ilişkin tartışma büyüyor.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Tuncay Özkan ‘hayali seçmen’ skandallarının ardından sosyal medya hesabından dikkat çeken bir mesaj paylaştı ve bir video yayımladı.CHP’li Özkan, “Türkiye’nin her yerinden hayali seçmenler fışkırıyor… Son örnek Artvin’den… Artvin’de YSK kayıtlarına göre 100’e yakın seçmenin yaşadığı ev harabe biçimde ve terk edilmiş! İl örgütümüz bu sahteciliğin önüne geçmek için itirazları yapıyor!” şeklinde paylaştığı mesajına, CHP Artvin Gençlik Kolları Başkanı Anıl Öztürk’ün videosunu paylaştı.

Daha fazla göster
Congratulations. You've reached the end of the internet.